Eski alışkanlıklarım vardı benim, güzel günlerdi.İnsanın kendisini kandırması kadar rengarenk bir duygu daha tanımıyorum.Bir ses duyarsın, bir yüz görürsün, bir çikolata kabı, bir lokum tadı, bir sakız falı..Hepsi sihirli birer anahtar olurlar, zihninin kilitlediğin kapılarına uyan.Birer birer açılır odalar, her birinden zaman akar.Geçmiş zaman, gelecek zaman, hatta hiç gelmeyecek zaman.Dinlediğim şarkılar vardı mesela, beğendiğim şarkıcılar.Bazı renkleri sadece bazıları için seçmiştim, onlara baktıkça sizin renginiz bu demiştim.Maviler, pudra renkleri..Pudra gibi dağılan bir yaşam.Yaşam diyorum da, henüz daha başındayken dağılmalarımı toparlanmalara eşitleyerek kalkmaya çalışıyorum altından.Eskiden alışkın olduğum saatler vardı.Mesela aynı tabaktan yemek yediğim insanlar..Ve yürüdüğüm yollar yanımda hep biri ile.Şimdi ne yollar geri aşılır ne o birileri görüşülür oldu.Zaman dilimlerine böldüğüm kitap sayfaları vardı, altını tek tek çizdiğim cümleler..Her birine kitaplarca anlam yüklediğim kelimeler.Şimdi bakıyorumda, yüzümde kocaman bir ifadesizlikle nasıl da kolay kanarmış insan sevip sevildiğine.Adım adım bildiğin sokaklar ardından bakakalır, ben içimden söylerim ''Sen git, ardından bakarım..''
Ya ben kelimelerle oynayacak yaşı geçtim, yada artık kelimeler benimle oynayacak kadar hain.