yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
3 Temmuz 2026 Cuma
sanrı
21 Haziran 2026 Pazar
hare
yalvarırım beni dünyaya bulaştırma.
S.K.
-------------
iflah olacak gibi değilim. okumadığım her duanın ertesinde merakımın kıvılcımlarını, yaşam için duyduğum o aydınlık iştahı hatırlayıp bir kürek daha eşiyorum mezarımı. insana olan inancımı yitireli çok olmuştu. onlar, yani insanlar ve ben, yani yaban olmakla ayırdığım ruhumun uçurumlarında karanlık bitti. yalnızlığım iptal edildi. şimdi kendimle geçirdiğim her an kör karanlığın içine çöküyorum. etmediğim dualar aklımda ve delirerek ölürüm sanmıştım yıllar öncesi. uslanıp da ölememenin ne tür bir kötülük olduğunu düşünüyorum. sineklenmiş bir göl gibiyim. dibi derin, içi boş, yöresi çalı. bunu ben istedim. bilirdim çağlamayı kayalardan aşıp. kalbimdeki kuşun sesine kalbimi sunmayı da bilirdim. bu kötülüğe ödenecek diyetim var belli. her gün kendi cesedini çiğnemek, çürümüş suların karanlığında tekinsiz kalbimi ölüm meleğine ricacı kıldı. oysa sevgisine ikna olmuş bir kalbin sıcağı değse tenime, korkudan ağlarım. kötülüğün beni yeneceğinin korkusundan.
17 Haziran 2026 Çarşamba
yaban
Sad chit ananda
------------
Derim kırışana kadar koşuyorum bu sokaklarda. Kum taşıyan, ekmek taşıyan arabaların olduğu, ölümün tatil günlerinde ve hatta mezarlıklar da bile unutulduğu sokaklarda. Özlemle kabaran göğsümden uzakların tozu kalkıyor. Ağlıyorum içime. Ben bu sokakları istememiştim, ben ölümü bir güzelin ebed bahşeden gözlerinde görmüştüm de nefsime yenilmiştim. Cennetten düşen ademin şaşkınlığı kaldı konuşmadığım kelimelerde. Yalandan şarkılar dinledim. Ruhumun evi ora, bedenim kesiliyor, kanıyor, kararıyor ne için burada? Diyemiyorum kimseye bu nasıl oyun? Dünya hapsindeyim. Beden hapsindeyim. Tamam dedim, pes ettim. Varamadım bu kez de önüme serilen aşkın özüne..
2 Mayıs 2026 Cumartesi
d ağ
öğrendiğim ne varsa yaşam için yetmedi, beyaz bayrak çektim. ustalık eserim olacaktı kaçış planım oysa. yoktu ihtiyacım eşyaya, ışığa, insana. kendimle işte burada, her yabancının iyice yabancılaştığı bu dağ yurdunda, tüm muhtaçlığımı susturmak için uydurduğum her oyunun son sahnesinde, bahanesiz, gözyaşına boğulmuş vaziyette karşılaştım. bozulan düzen dikiş tutmadı. güneş günlerce doğmadı. kendimi eyleyecek hevesim göz göre göre tükendi. hiç bir şey yapamadım. hiç bir şey yapmamayı yaptım geçen günlerde. ışığı sönen bir yıldız oldum, istesem de bir şey yapamazdım, kimse görmedi. merakım bitti pişecek kahveler için. kulaklarım çınladı günlerce, haberler aldım, olur dedim insanlık hali. önce güneşte kurudum, sonra şeklimi kaybettim un ufak oldum. dedim ya ne varsa yaşam için öğrendiğim, yetmedi. söyle kimin gözlerinin içine bakabilirim şimdi? nasıl konuşurum hiçbir şey olmamış gibi.
19 Mart 2026 Perşembe
bunca
Sert sözler geçerken içimden
sana gözle göremediğin o kıymığın hikayesini anlatacağım.
içini durmadan oyduğum bu beden; dolup dolup boşalan kadehlerin çirkininden, dudakların kavlamış kirinden, parmaklarımın dokunduğu tetikten de sertçe yediğim tekmelerden halsiz, mosmor, yorgun düştü. büyük şehirlerin üzerine sinen ekşi dumanın içinde yürüyorum. düştü düşecek diyebilir beni görenler. kimseden çıt yok. korkumdan susuyor insanlar. yuvarlanır gibi bir halim var yürürken. düşmüyorum, düşsem de olur. kamburumun yükünü hissediyorum. merakı solmuş gözlerimin içine bakıyor biri. birileri gözlerin ne güzel diyor, ağzı olanın yalanı da çok. işte o gözlerimin içine inançla bakan birinin çoktan ölmüş bir denizcinin gözleri olduğunu öğretiyor hikayesini anlatacağım kıymık.
yorgunluktan bir ceviz dibine çöküyorum. üzerime sinen duman, gözümün içine bakan ölü adam, bu yaşıma kadar geçirdiğim tüm büyük kazalar gırtlağımdaki hırıltı ile sessiz bir küfre dönüyor. kalbimi piç eden bir küfür. kıvrılıyorum ıslak toprağa, gecenin çökmesini bekliyorum. şehir uzakta artık. kimsenin gözlerimin içine bakamayacağı kadar uzakta. kıymığın hikayesi bu. bende yalan yok.
7 Ocak 2026 Çarşamba
deli
inlerim hiç reha bulmam. nihayetsiz bu takibe, doğrusu takat yetmiyor.
M.S.
----------------------------------
gözyaşında boğulduğunu hatırlıyorum. bir kaç ölümden geçtiğini, devasından geçtiğini. kaç kez kendine kaç son yazdığını bu son derken kendine inanmadığı defterleri yakıp külleriyle yenilerini yaptığını biliyorum.
öfkeyle haykırırken ateşinden kesilirdi gırtlağı, bıçak gibi kılıç gibi hançer gibi kelimeleri önce ciğerine sokar sonra teslim ederdi katiline. böyle böyle öldü bir kaç kere. bugün fitilinden utanan bir mum kadar çaresiz yanıyor kadın. gözyaşlarında boğulmuyor yok. ateşi kendini yakmıyor yok. kılıcı kesse de acıtmıyor yok. kanı akıyor da ölmüyor yok. yüzü gülmüyor, kalbi çoktandır küstü kurda bile, küstü küstü. küsmek nedir bildin mi? bir dosta küsmek. kalbinin içinde binlerce çomak, kurcalıyor. acıyı da hissetmiyor. bildiği yere geldi yine, hadi zorla kapıyı. kadına artık her kapı zorlanmadan açılıyor. vardığı bir yer yok. inanmak istemiyor. inanacak biliyor. ben senden razıyım deli kadın. sen de dünyadan ol.



