sana gözle göremediğin o kıymığın hikayesini anlatacağım.
içini durmadan oyduğum bu beden; dolup dolup boşalan kadehlerin çirkininden, dudakların kavlamış kirinden, parmaklarımın dokunduğu tetikten de sertçe yediğim tekmelerden halsiz, mosmor, yorgun düştü. büyük şehirlerin üzerine sinen ekşi dumanın içinde yürüyorum. düştü düşecek diyebilir beni görenler. kimseden çıt yok. korkumdan susuyor insanlar. yuvarlanır gibi bir halim var yürürken. düşmüyorum, düşsem de olur. kamburumun yükünü hissediyorum. merakı solmuş gözlerimin içine bakıyor biri. birileri gözlerin ne güzel diyor, ağzı olanın yalanı da çok. işte o gözlerimin içine inançla bakan birinin çoktan ölmüş bir denizcinin gözleri olduğunu öğretiyor hikayesini anlatacağım kıymık.
yorgunluktan bir ceviz dibine çöküyorum. üzerime sinen duman, gözümün içine bakan ölü adam, bu yaşıma kadar geçirdiğim tüm büyük kazalar gırtlağımdaki hırıltı ile sessiz bir küfre dönüyor. kalbimi piç eden bir küfür. kıvrılıyorum ıslak toprağa, gecenin çökmesini bekliyorum. şehir uzakta artık. kimsenin gözlerimin içine bakamayacağı kadar uzakta. kıymığın hikayesi bu. bende yalan yok.
