14 Mayıs 2015 Perşembe

Not

Kalbin hali yoksul bir çocuğun zatürresinden hallice. Kafamda kurduğum hipotetik dünya ile gerçeklik arasında uzanan bir dağım.


Şimdi biraz daha iyiyim diye geçirdi içinden. İyi olmak demek nelere eklemli diye düşünüyordu. Tıpkı annesinin ''aldırış etme'' demesindeki kasıt kadar yüzeysel diye mırıldansa da, eline kalemi gözüne yer yüzünü alabilecek kadar iyiydi işte. Aksi hali bulutlardan güneşi sızdırmayan gökyüzü gibi, dediğim dedik bir zorbayken; şimdi hep küçümsediği kalabalıkla teselli bulduğunu inkar etmemeliydi. Beyninde bir yere, şu bağrışan martıların en canlı hallerini, gagalarında birbirleriyle yarışarak kapıp tuttukları ekmek parçalarını kaydetmeli. Zamanı gelip de baca isi gibi sindiğinde bulantı, tekrar tekrar oynatmalıydı.

İşte hareket ediyor gemi. Günlük yaşam kendine özgü kaotik rutininden caymadan, biz insanların kaprislerine aldırmadan mevcudiyetini koruyor. Şu rengi kaçmış deniz hiç usanmamış belli ki. Kayalıklar onları ilk gördüğü günkü yerlerinde durmakla sürekliliğin ehemmiyetini hatırlatıyorlar. Zihninde yetişemediği yerlere ve birilerine karşı vicdanını sorgularken, dengesini korumak uğruna nice performanslar sergiliyor, gülümsüyor ve tanınmadığı bir mecra bulduğuna emin olduğunda gözlerini kısarak ağlamak istediğini düşünüyordu. Durup durup sancılanmasına tek izah, bitimsiz uğraşlarına rağmen aydınlanmamak için ayak direyen içindeki karanlıktı. Aklı, yıllar sonra akarsuya karışan göl kadar şaşkın, bildiği yoldan çıkmış, dört bir yanda.. Duymak istemediği cümlelere verilmek üzere seçilmiş makul cevaplarla dolu.Devamlı açıklarda olmanın telaşında, kıyıdaki ışıkları izleyerek yorgun düşmesi, çabalamasına engeldi belki.