16 Mart 2017 Perşembe

İsimsiz





Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum 
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz 
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü 
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum 
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum 
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı 
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı 
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna 
Değişmek 
(...)
E.C.

----------------

Barakada saklanan, elini yüzüne kapamış, dişini diline kapamış, fikrini sözüne kapamış, bağıra bağıra susmayı öğrendiği tek kişilik yolculuğun yorgunu bir kadın. Pörsümüş son kırmızı gülünü bir fakire satıyor. Aynalar diyor içinden onlarca. Aynalardan uzak tutun beni. Kendi yüzüne yabancılardan uzak tutun, kendimden. Bir başkasının diliyle konuşuyor kendisiyle, yüzünü satamıyor bir fakire. Kalbini kurcalıyor, diyor ki o kalbi taşıma bence. Allardan geçiyor durmadan başını eğe eğe, allara bulanıyor sonra. Yürüdükçe her gün, bir önceki güne hayret dolu gözlerle, bir körün ilk kez görmesi gibi annesini, bakıyor. Bu bitmeyen yürümede yanlış bir yol yok diyor kendine, doğru bir yol yok. Hemen geri alıyor sözünü. Ne diyeceğini bilemiyor. Olabilire dönüştüğünde ve ay gibi ışıdığında bir birine paydaş her duygu, kendini köpüren sulara bırakmak istiyor. O sulara. Bilirsin.