19 Kasım 2017 Pazar

y ara



kesilir elektrik bir gün 
biter acı denizler içindeki hayat 
dünya insanı yanıltır 
boşluk gibi hüzünlü 
çalgılar gibi baka kalırsın 
o gün açıklanmaz hiçbir şey 
C.G.

-----------

Yaşam anlam veremediğim şeylerin ben ile sürüp giden gün arasına çöreklenen boşlukların kamçı olup yüzüme çarpmasıyla geçiyor.

Her sabah o tuhaflıkla uyanırsın mutlaka ama mutlaka avludaki ördeklerin öğleyin kopacak fırtınayı sezmeleri gibi kayıtsızca olacaktır artık kaçacak yer kalmamış ve bakacak göz de içindeki kuyuda çınlayan o cümleyi susturmaya çalışırsın daha yüksek ağlayarak gülerek ne fark eder yok sayamayacaklarının üstesinden gelemezsin ama çukura da yatamazsın işte böyle der içinden sakat kız lanetlenmiş günahlar yüzünden yaşı hep on yedi

15 Kasım 2017 Çarşamba

vavelya



Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. Her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez "neredeyim" diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime. Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. Minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. Güvercinleri yolculadım. Her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. Kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. Ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. Ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. Öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. Her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. Her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde (...) Her gün "âh" ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım. Her gün "yol arkadaşım" dedim, kahırla kapladım sözlerimi. Her gün acını tattım. Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm (...)

B.K.

=======

Sesleri kısın lazım değil. Beni dinleyin, anlamayın ama lazım değil. Kadifelere sarıyorum eprimiş sözlerimi nazikçe ölmeleri için ve bu dünyanın derisini yüzerken, e canım mebcuren, görmeyin lazım değil.

Gövdemi  beyaz odalara sermek istiyorum. Önce başımı ağzımdaki boşluğu fırsat bilip, önce elimle yakalayıp dilimi, çevirir gibi bir poşeti tersine kolayca içini dışına döndürüp de sermek istiyorum. Gözlerim kırmızı ışıklardan, gözlerim hareket eden beyaz ışıklardan, insanlardan ve daha da çoğalan insanlardan yorulduğunu söyledi demin. Ezer gibi bir cevizi ya da yaş palamutu azı dişlerinle, gözlerini hayal et. Sonra kollarım. Kemiklerinden sıyırıp, dövülmüş etler gibi dümdüz, damarlarındaki kırmızıdan ayırıp, akıtıp, bir geyiğin etine benzetmek istiyorum. Daha ellerime henüz geldim. Ellerim, her biteni bitiren ellerimi kuyuya atacağım. Bensiz yaşamak da bilinsin. Son, bacaklarımı yekpare tutup bileklerimden ayırmayacağım ayaklarımdan, tarak kemiklerimden, küçük parmağımdan. Onları minnetle yan yana sereceğim. Bu gövdeyi usanmadan, itirazı şeffaf, yıllardır taşıdığı için. Hepsini gördüm.

13 Kasım 2017 Pazartesi

K


kendi zamanında kalmalısın içindeki akışla.
N.S.

--------------

Kelimeler yılların ağır aksak kurgusu arasından, susarak ve saygılı, ifadelerini kaybetmiş geliyorlar. Kadın hakkında konuşulsun, fikirlere ya da duygulara kaynak olsun istemiyor ama çalışan makinesinin gereği olarak da kendinden bahsedip diyalog kurma ihtiyacı duyuyordu. Kadının gözleri kömür, burnu kireç kovası, ağzı dilini kopartan dişlerine sebep kızıl. Allardan geçiyorum diyordu. İçine hapsolduğu, neşeli şarkılar çalan, rengarenk yapay çiçeklerle, ama nasıl sahici, süslenmiş bir karnaval tünelinde, o tek kişilik koltukta sıkışıp kalmıştı. Sıkışmak, sıkışşmaakk. Başı bu yüzden dönüyordu. Gördüğü her şey, cismin zoraki sınırlarından çıkıp, karanlıkta ışık dansı yapan dev gösteri sahnelerindeki tek boyutlu, kıvrak, algılanamayan görüntülere dönüşüyor, midesindeki safrayı azdırıyordu.dinleyin bakalım.