Yaşanmış düşüncelerimde bir şey arıyorum. Acıyı bulamıyorum, yabancılık, özlem bulamıyorum. Derin bir sevgi ya da ilişki bulamıyorum. Hep o gözlemciyi görüyorum, düşüşleri ve çıkışları düzenleyen gözlemciyi. Beni, yaşamımı gözleyen, beni fırtınalara uçuşturan, karanlıkla seviştiren, güneşle doğuran, bulut olarak doğu denizine yağdıran gözlemciyi. Bana yutkunmayı güçleştireni. T.Ö.
---------------------------------------
solgun donuk ışıksız gözlerle bakıyormuş kadın
kadın kıvrılan dağ yolları gibi kadın
adanın ardında kalan yamaç gibi
kadın kökünden sökülmüş zeytin ağacı gibi
Gün sökülür, renkler rutubet ve nemden kabarmış yüz yıllık ağaç kabuklarının arasında ölümün eline uzanmak için acelesiz ilerleyen ağaç solucanı kadar ıslak, boğumlu ve garip. Bu güneş doğumu kasıklarıma kıldan ince binlerce iğne saplıyor. Doğuyorum, kendime ebe. Ovada sert esen bedenim bundan böyle, dağda ılık ve serin.
gözlerinde ışık kalmamış kadın
Altı çizili cümlelerin sıkıcılığında durdum. Duyduğum, ta yüreğimde titreyerek işittiğim her bir kelimeyi, duy, dum. Gayretim sona eriyor, bir çok şeyi anlamıyorum. Anladıklarım da yetmiyor. Sol elimde, bileğime yakın bir yerde, tarak kemiklerimin üzerinde, damarlarımın arasında bir yara kabuğu var. Kanatmak için tırnaklıyorum. Yaram kanamıyor. Yaram kurusa iyi ama kan var da akmıyor. Gözlerimin akıttığını dudaklarım yalıyor, sonrasında pervasız bir gülümseme ile bir bardak su ve kedi tüyü ve sigara ve mermi.