20 Eylül 2011 Salı

Balkonda Üşüyen Kız

''Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair

Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü''Metin Cengiz 

    Eski günler, sadece eskimiş günlerdir daha fazla dramatize etmeye gerek yok. Ve bugünlerde, yarınların eskileri olacağından fazla bişey beklemeye gerek yok. Yani demem o ki, üzülmek yalnızım ben demekten kaynaklanmamalı.Üzülüyorsanda haklı sebeplerin olmalı. Mesela kalleşlerin kellelerini teker teker uçurduğunda ne zaman insanlıktan çıktığına üzülebilirsin. ''İçinde öfke patlamaları yaşarken gözünden akan yaşları bu güne kadar biriktirseydin eğer bir yapay tuz gölün vardı şimdiye enayi'' diyor iç ses. Kulak versem ona, gövdemi kapacak tek lokmada.Biliyorum.Baş ağrısını yalnızca kendi bedenime ızdırap yapan ben'in, başı ağrıyanlarca görmemezlikten gelinmesi onlara ait vicdani bir mesele mi yoksa iç sesimin de dediği gibi benim enayiliğim mi, işte bunu bilmiyorum.
   Ağız dolusu haykırmak istiyorum gecenin ortalık yerine. Nede olsa sağırlar duyamayacak, körler göremeyince umursamayacak. Bu böyle değil midir? Göz görmeyince, gönül katlanır. Katlanır, kağıt gibi ama. Bir kağıtsa en fazla yediye katlanır. Peki gönüllerimiz kaça katlanır? Üçe beşe katlanır, o dert değil de.. Hadi onuda geçtim, tüm katları açılsa da görünmeyecek mi kat izleri kenarlarda? Çok mu uzun tuttum lafı? Huyum kurusun, dilim kurusun, gözüm kurusun.

   Köpük köpük yayılırken içimde tarifsiz bir koyuluk, gözümü kan bürüyor.Ciddiyim ben.Ama kimse beni ciddiye almıyor.Sonra bakıpta görüyorum; ciddi, oldukça dar bir oda.Oysa ben oraya sığamayacak kadar büyüdüm içimde.Ters yüz etmek istiyorum kendimi.Belki iç organlarım, damarlarım, dokularım ve kemiklerim; tenimden, göz çukurlarımdan ve tırnaklarımdan daha güzel adapte olurlar bu harikalar diyarına.(!) Çünkü ben henüz ikili ondalıklara bile geçememişken artık unumu elemek istiyorum. Eleğimi ise duvara asmak değil, dağ evimi ısıtmak için ateşe vermek en iyisi. Çünkü şehirler yaşanacak yerler değil..



18 Eylül 2011 Pazar

Hızırla Kırk Saat - 20.

- Kapadın mı iyice taşı
- Taş kendi kendine kapandı
- O kıvılcım saçan nedir içerde
- Gözlerimizdir
- Şehir bizim ansızın yitişimize ne diyecektir
- Şehir evlerini büyütecek
Badanasını yenileyecek
Fırınlarım kapatacak yeni fırınlar açacaktır
Süt sağacak
Köpüklenecek
Şarabın kıvamında yenilikler
Devrimler yapacak
Ve bizi unutacaktır
- Bizi unutmayacaktır
Her bey değişiminde
Her üye seçiminde
Her çocuk ölümünde
Her sayfa açışta
Her kitap yaymlanışmda
Her kitap yakışında
Her sürü dönüşünde
Bizi ansıyacaktır
Her su kuruyuşunda
Her açlıkta her vebada
Her şimşek çakışında
Katedrali uğuldatan gök gürültüsünde
Mermer yaran depremde
Bizi ansıyacaktır
Her define bulunuşunda bizi unutsa da
Yeraltından her levha çıkışında
Bizi hatırlayacaktır
Gebeler bizi yalan yanlış sezerler
Doğumlarda aydınlıkça bilirler
Çocuğun çevresindeki ışık
- Ki onu yalnız anneler görürler
-O ışık bizdendir bunu bilirler
Çocuklar şubat ayında
Kara düşen kurt izinde
Bizi ansırlar
Yüreğe inen bir çivi biçiminde
- Bizi unuturlar
Senato seçimlerinde
Sofrada değil belki şölende
Biz nerdeyiz arkadaşlar düğün nerde
Biz konuğuz şölende
Ama gün olur anılmayız
Manastırda bile
..
Sezai Karakoç