13 Ekim 2014 Pazartesi



İlgi alanı olarak insanı tercih etmek, onun doğrusal olmayan zihnine merak salmak kadın olarak kazancımdır. Ne çok ruh tanırsam, bilhassa kadın olarak o kadar insanlaşırım. Zira bütün bir baş ağrısı şeklinde yaşamak hiçte kolay değil. Kendime devamlı yakalanmak sevimli olmadığı kadar sıkıntı verici. Serbest kalmayan düşünce akışı, kendine takılıp da düşüyor. Sıkışan yayların paslanan halkaları.Zihnimin yorgunluğu çok yönlü bir bunalıma dönüşüyor. 

Dünya politikaları, 
siyaset, 
birilerine yaranmak adına yazı yazan yazarlar, 
değişen ideolojiler 
beni hiç ilgilendirmiyor.

9 Ekim 2014 Perşembe

Artık


Dağılmakla kalmayıp yok olmaya yüz tutmuş bir hayat düşün. Tam kendini bulmuşken, dâhilinde olmayan sebeplerce yok edilmeyi, düşün. Düşünmek zor geliyor, düşünmek bile zor geliyor bu günlerde. Bu günler dediğim, neredeyse gönlümle yaşamadığım yüzlerce günler. Kimsenin memnun kalmadığı, memnuniyetin ne olduğunu unutanlarca lanetlenmiş bir şehir burası, yürekten severek yapmadığın çok şey ile muhatapsın. Bu intihar. Bu düalizm. Yapmak zorunda kaldığın işlerinden sebep, yapmak için bayır aşağı koştuğun meşgalelerin artık çok uzağında uçan ve hatta vurulan bir kuşa dönüşüyor. Kuşun ölümüyle hevesler kırk başlı bir cellât artık. Uykularında kaval sesi duyuyorsun. Bil ki celladın seslenişidir duyduğun. Çünkü artık isteklerin el yakan, göz oyan, diş kıran bir zorluktur. 

Şimdi, adını sormaya dahi vakit bulamadığımız bir yabancı gibi yaşam. Onu sevmek ne iyiydi. Soldurmadan, dallarını kırmadan taşırdık başımızda. Çok hızlı döndü devran, kısaldı günlerimiz. Demirden tırmıkların savaşı kağıttan evlere çok da zor olmasa gerek. Böylece geçim ehli olmak adına, yaban keçileri uslu başlı koyunlara evrildi. Bu düzene direnenlerde vardı aramızda. Onların yaşları bizden büyük, tırnakları kırılmaktan kütleşmiş ama gözleri hepimizinkinden daha canlıydı. Onlar ne yazmayı bıraktı, ne sevmeyi, ne de uykularını bölmeyi. 

Bize yazıklar.