Dağılmakla
kalmayıp yok olmaya yüz tutmuş bir hayat düşün. Tam kendini bulmuşken, dâhilinde
olmayan sebeplerce yok edilmeyi, düşün. Düşünmek
zor geliyor, düşünmek bile zor geliyor bu günlerde. Bu günler dediğim, neredeyse
gönlümle yaşamadığım yüzlerce günler. Kimsenin memnun kalmadığı, memnuniyetin
ne olduğunu unutanlarca lanetlenmiş bir şehir burası, yürekten severek yapmadığın
çok şey ile muhatapsın. Bu intihar. Bu düalizm. Yapmak zorunda kaldığın
işlerinden sebep, yapmak için bayır aşağı koştuğun meşgalelerin artık çok
uzağında uçan ve hatta vurulan bir kuşa dönüşüyor. Kuşun ölümüyle hevesler kırk
başlı bir cellât artık. Uykularında kaval sesi duyuyorsun. Bil ki celladın seslenişidir duyduğun. Çünkü artık isteklerin el yakan, göz oyan, diş kıran bir zorluktur.
Şimdi, adını sormaya dahi vakit bulamadığımız bir yabancı gibi yaşam. Onu
sevmek ne iyiydi. Soldurmadan, dallarını kırmadan taşırdık başımızda. Çok hızlı döndü devran, kısaldı günlerimiz. Demirden tırmıkların savaşı kağıttan evlere çok da zor olmasa gerek. Böylece geçim ehli olmak adına, yaban keçileri uslu başlı koyunlara
evrildi. Bu düzene direnenlerde vardı aramızda. Onların yaşları bizden büyük, tırnakları kırılmaktan kütleşmiş ama gözleri hepimizinkinden daha canlıydı. Onlar ne yazmayı bıraktı, ne sevmeyi, ne de uykularını bölmeyi.
Bize yazıklar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder