15 Aralık 2017 Cuma

O ra


Açık kalmıyor hiçbir kapı.
A.K.

------------------------------


Bir kedi bakışını tanımak, bir çocuğu büyütüp kendinle sonra öldürmek elinle. İçimden çıkan tek cümle bu. 

Hala yaşadığımı kurduğum cümleden anlıyorum. Aslına bakarsan bir çok şeyi anlıyorum. Kaburgalarımın kırılabileceğini, bir adamın karşıdan karşıya geçerken sanki tanışıyormuşuz da fark etmemeli kimse gibi suçlu ama içten gözlerime bakabileceğini, üç iki bir dedikten sonra değil sıfıra vardıktan sonra başlayabileceğimi, çok konuşarak da susabileceğimi, karaciğerim, safra kesem, nefes borum ve bu güne kadar içimde taşıdığım bütün parçalarım teker teker acı çekerken de ayaklarımın yürüyebileceğini, dudaklarımın gülebileceğini. Kapılardan geçerken serçe parmağımı korumam gerektiğini, duyguların büyük öğretmenler olduğunu ve duyguların öğretici katiller olduğunu anlıyorum. Bir çok şeyi anladığım zaman, gözlerim dolmadan yıllar evvel bileklerinden akan kanı görmek isteyen kızın açtığı yaradan sızan kanı izler gibi ve yarasına dokunup bakıyorum. Beyazlar çok beyaz değil artık, siyahlar değil siyah.

Eh kalkalım artık.

19 Kasım 2017 Pazar

y ara



kesilir elektrik bir gün 
biter acı denizler içindeki hayat 
dünya insanı yanıltır 
boşluk gibi hüzünlü 
çalgılar gibi baka kalırsın 
o gün açıklanmaz hiçbir şey 
C.G.

-----------

Yaşam anlam veremediğim şeylerin ben ile sürüp giden gün arasına çöreklenen boşlukların kamçı olup yüzüme çarpmasıyla geçiyor.

Her sabah o tuhaflıkla uyanırsın mutlaka ama mutlaka avludaki ördeklerin öğleyin kopacak fırtınayı sezmeleri gibi kayıtsızca olacaktır artık kaçacak yer kalmamış ve bakacak göz de içindeki kuyuda çınlayan o cümleyi susturmaya çalışırsın daha yüksek ağlayarak gülerek ne fark eder yok sayamayacaklarının üstesinden gelemezsin ama çukura da yatamazsın işte böyle der içinden sakat kız lanetlenmiş günahlar yüzünden yaşı hep on yedi

15 Kasım 2017 Çarşamba

vavelya



Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. Her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez "neredeyim" diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime. Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. Minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. Güvercinleri yolculadım. Her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. Kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. Ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. Ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. Öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. Her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. Her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde (...) Her gün "âh" ettim bir kere, bir kere o âh'ı geri aldım. Her gün "yol arkadaşım" dedim, kahırla kapladım sözlerimi. Her gün acını tattım. Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm (...)

B.K.

=======

Sesleri kısın lazım değil. Beni dinleyin, anlamayın ama lazım değil. Kadifelere sarıyorum eprimiş sözlerimi nazikçe ölmeleri için ve bu dünyanın derisini yüzerken, e canım mebcuren, görmeyin lazım değil.

Gövdemi  beyaz odalara sermek istiyorum. Önce başımı ağzımdaki boşluğu fırsat bilip, önce elimle yakalayıp dilimi, çevirir gibi bir poşeti tersine kolayca içini dışına döndürüp de sermek istiyorum. Gözlerim kırmızı ışıklardan, gözlerim hareket eden beyaz ışıklardan, insanlardan ve daha da çoğalan insanlardan yorulduğunu söyledi demin. Ezer gibi bir cevizi ya da yaş palamutu azı dişlerinle, gözlerini hayal et. Sonra kollarım. Kemiklerinden sıyırıp, dövülmüş etler gibi dümdüz, damarlarındaki kırmızıdan ayırıp, akıtıp, bir geyiğin etine benzetmek istiyorum. Daha ellerime henüz geldim. Ellerim, her biteni bitiren ellerimi kuyuya atacağım. Bensiz yaşamak da bilinsin. Son, bacaklarımı yekpare tutup bileklerimden ayırmayacağım ayaklarımdan, tarak kemiklerimden, küçük parmağımdan. Onları minnetle yan yana sereceğim. Bu gövdeyi usanmadan, itirazı şeffaf, yıllardır taşıdığı için. Hepsini gördüm.

13 Kasım 2017 Pazartesi

K


kendi zamanında kalmalısın içindeki akışla.
N.S.

--------------

Kelimeler yılların ağır aksak kurgusu arasından, susarak ve saygılı, ifadelerini kaybetmiş geliyorlar. Kadın hakkında konuşulsun, fikirlere ya da duygulara kaynak olsun istemiyor ama çalışan makinesinin gereği olarak da kendinden bahsedip diyalog kurma ihtiyacı duyuyordu. Kadının gözleri kömür, burnu kireç kovası, ağzı dilini kopartan dişlerine sebep kızıl. Allardan geçiyorum diyordu. İçine hapsolduğu, neşeli şarkılar çalan, rengarenk yapay çiçeklerle, ama nasıl sahici, süslenmiş bir karnaval tünelinde, o tek kişilik koltukta sıkışıp kalmıştı. Sıkışmak, sıkışşmaakk. Başı bu yüzden dönüyordu. Gördüğü her şey, cismin zoraki sınırlarından çıkıp, karanlıkta ışık dansı yapan dev gösteri sahnelerindeki tek boyutlu, kıvrak, algılanamayan görüntülere dönüşüyor, midesindeki safrayı azdırıyordu.dinleyin bakalım.


5 Eylül 2017 Salı

Eleste


Her şeyin içinden bir bıçak gibi keserek geçiyordu; aynı zamanda da dışarıdan bakıyordu her şeye.
V.W.

--------------------------

Havalar serinlemiş. Kapşonlu giyiyor insanlar, kot ceket falan. Benim içime ne bahar sığıyor, ne güz. Çiçekler güzel biliyorum. Bu çiçek de solacak biliyorum. Pullarını dökmüş bir balık gibi çırılçıplağım şimdi. Her gece kederdeyim diyor Zeki Müren. Bir ömür tökezlemekten söz ediyor sanırım. Görüyorsundur işte eski dostum ben sanmalardan ibaret bir kadınım. Daha fazlasını aramak bir çuval tül perdenin içinde nabzını ilk kez hissedip şakaklarında hiç ağzını kıpırdatmadan kesik kesik soluk almak gibi. Ne demek biliyor musun? İçinden bir zaman ya ölü ya diri çıkacağım bu yekpare beyazlığın beyninde kemiklerimi teker teker teker kırmak. Zor tabi. Bir ölüm çemberinde ruhumu sattım. Şimdi selam veriyorum kim alır?

Bu yazının şarkısı yok. 

6 Ağustos 2017 Pazar

ah


Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler 

A.T.

------------------------------

Bir dağ yamacıyım, sessiz akan bir ırmak.

Yıllardır alışığım kendime ve yıllardır kırık bir kemik bu kaynamayan. Veda ettim sandım buralara, çok cahil buldum kendimi. İnanmaya ne kadar aç olduğumu kendimle yeniden karşılaştığımda anladım. Kimse değişmez. Kimse kimseyi gerçekten sevemez. Kimse kendini bilemez. Durup bakıyorum şimdi karanlığın içinde düştü düşecek sallanıp duran yaz yapraklarına. Kızarmış, ona can verip su taşıyan kanalları kurumuş, baharda sabırsızlıkla çatlatan tohumu, o yaprağa bakıyorum. Gözlerim biraz yorgun. Aynaya bir kez olsun bakmasaydım ömrümce tanımazdım kendine düşman bu kadın kim. Eğer aynalar olmasaydı diyorum yapraklarda düşmezdi. Küçükken derdim, ben nereden geldim. Şimdi diyorum, gidecek yer neresi. Gözlerimi kapadığımda tırnaklarımı kırıp da kendimi içinden sevinç ve hayretle çıkarttığım kuyuyu görüyorum. Hani şu yıllarca ve yıllarca bir yere çarpmaksızın ciğerlerimde nem ve korku dolu düşüp durduğum kuyuyu. Bu kez düşmüyorum. Bu kez düştüm. İşte burada, ellerimin altında kıpırdayan, yumuşak ve iğrenç solucanların üzerinde, gözlerim aside bulanmışcasına yanarak, ayak parmaklarım kesilmiş halde yatıyorum. Ilık yaz akşamları, sıcak gündüzler ve hastane odaları yürüyor önümden peş peşe. Gözümden yaşlar, boğazımdan düğümler, kalbimden kalbini kemirdiğim insanlar, insanlar, insanlar.. İmrenirdim, gizlice izlerdim o insanları.. Ben çizgisi yamuk çekilmiş bir defterim, ben olgunlaşmadan düşen nar, ben defolu diye indirimdeki etek, ben herkesin izlediği ama kimsenin yanaşmadığı o dalgalı denizim.


Yalnızlıksa öyle, öyle olmalı. 
Ben olamıyorsam, yalnızlık olmalı.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Münacaat




Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da.
İ.Ö.


Bitti mart. Bir eylül bir de mart.

16 Mart 2017 Perşembe

İsimsiz





Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum 
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz 
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü 
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum 
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum 
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı 
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı 
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna 
Değişmek 
(...)
E.C.

----------------

Barakada saklanan, elini yüzüne kapamış, dişini diline kapamış, fikrini sözüne kapamış, bağıra bağıra susmayı öğrendiği tek kişilik yolculuğun yorgunu bir kadın. Pörsümüş son kırmızı gülünü bir fakire satıyor. Aynalar diyor içinden onlarca. Aynalardan uzak tutun beni. Kendi yüzüne yabancılardan uzak tutun, kendimden. Bir başkasının diliyle konuşuyor kendisiyle, yüzünü satamıyor bir fakire. Kalbini kurcalıyor, diyor ki o kalbi taşıma bence. Allardan geçiyor durmadan başını eğe eğe, allara bulanıyor sonra. Yürüdükçe her gün, bir önceki güne hayret dolu gözlerle, bir körün ilk kez görmesi gibi annesini, bakıyor. Bu bitmeyen yürümede yanlış bir yol yok diyor kendine, doğru bir yol yok. Hemen geri alıyor sözünü. Ne diyeceğini bilemiyor. Olabilire dönüştüğünde ve ay gibi ışıdığında bir birine paydaş her duygu, kendini köpüren sulara bırakmak istiyor. O sulara. Bilirsin. 

22 Şubat 2017 Çarşamba

Kim


Burası araf sonrasıdur.Arafta çok bekledimdi. 
Şimdi burada duracağım dur.. 
Dünya yuvarlakmış.O dönüyor! durdur. 
Dönenlere bir şeyim yok diyeceğim; dur 
Bende döndüm zamanında.Döndüm, Durdum. 
Şimdi dönmeye mecalim yok. Dur.
B.K.

-------------------

Yazmak istiyorum. Ben kimim demek, uzun uzun yürümek istiyorum. Korkmadan bakmak geçen günlerime, korkmadan yaşamak geçen günlerimi. Bu mümkün değil. Nasıl ki insanım ve buna mahkumum, korkular ve korkular benimle kalacak daim. Kendimi kendime kırdırmakla varamam o yola. Adımlarımı sayarak geldim buraya. 

Bana biraz temiz hava lazım.