Anlatıyorum hiç konuşmadan. Buğdayın içini dökmesi gibi. Bugün dalgınım, dün de dalgındım. Aç bile değildim aynaya bakmasaydım. Dünden kalan yemekleri yerkenki gönülsüzlük gibi. Buradayım.
İ.T.
----------------
Bir de ne göreyim? İçimde hala duruyor sulu, kanlı, kir dolu
yaralar. Çok mu dramatize? Bugün ilk kez içime keşke indi, bugün ilk kez
yılların ardından baktım. 19 yaşım, merhaba.
Hayat değiştirmeye gücümüzün
yetmediklerinden ibaret. Bir de şu; İnsan içinde yaşarken o an ki şimdiyi, asla
bilemeyecek neden yaşadıklarını yaşadığını. İnsanın kendisiyle arasında her
zaman bir boşluk kalacak. Ruhunun tenine değmediği yerde geçecek ömür. Gün gün
seneler. Sonra bir gün bir şarkıda dank edecek tüm mana. Tebessüm silinip dudaktan,
zamanın akış yönüne hayıflanacak, yaşamayı bir kez daha, bin kat daha az ciddiye
almalara baştan başlayacaksın, daha çok susacak, daha çok yazacaksın. Çünkü bugünün
idraki ne şimdiye yetecek, ne geçmişe tesir edecek, ne de gelecekten haber
verecek.
Diyen demiş ya, olacak olan oluyor. Bir damla yaş, eski
dostların özlemi, sarı aspiratör ışığı, hüznü boynuna ilmek bir genç kız,
annesine küsmüş bir genç kız, pembe ve mavi plastik bardaklar, pişen, taşan,
susan, kızan kahveler, iç çekişler, ahşap kapı, yün kilim, müzik kutuları,
küçük notlar, yalnız bir kadın, yalnız bir adam, köşe başında çiçekçi, saksıda
solan çiçek, mart ayında mimoza, baharda papatya.
Nasılı mı kaldı, olacak olan oldu.

