30 Ağustos 2012 Perşembe

Sürülür Yabancı Diye Dayandığı Kapılardan


Öyle bir yalnızlık ki, ne insanla ölçülüyor ne de insansızlıkla. Öyle ki bir masanın işlevinin masadan ziyade başka amaca hizmet etmesi ne denli tezatsa varoluşuna, benim de insan ile ilişkim o denli yabancılaşıyor yaşadıkça. Kökleri içeri büyüyen bir  selvi.. Dalı göğe uzanan bir selvi, yüzü toprağa bakan. Toprağından suların aktığı ağacım. Ne sular aktı bu köprü altından dedirtecesine akan sular. Her bir fırtınada ve her yağmurda yıkılmamak mümkündür. Ve fakat yıkılmamak, değil engel ölüme.
İnsan kadar yalnızlaşan bir canlı daha yok yeryüzünde.Beni yalnız yapan ise aklım. Ot beyinli olmak kötü değildir, ayrık otu kokmaz. Velhasıl yalnızlık ne insanla ölçülür ne de insansızlıkla. İçin bir çöl gibi kavrulmuşsa, yaşatmazsın canlıları toprağında. Çöl kendi rüzgarında kavrulur, ağaç suyunda boğulur. Toprak ölümü sarıp sarmalarda, yalnız insanı saran toprak dahi yoktur. 

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Yeni Doğan

İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. Hac 61

Bu zaman oldu.. Bizler hayatı uykuya tutturduk.Telaş içinde uyanmalar başlamışsa yine eskisi gibi, kalbin ağzında ay tepede ise yıl önceki gibi. Ve saat yine beş buçuğu gösteriyor ise hep olduğu gibi, dururda düşünürüm.. 
Hayatımı uyku tutuyor, ben uykuya sığınıyor. 
Gece tam tavandayken, güneş girer kapıdan. Tüm evrenin yüzü güler. Kalplere umud dolar, diller inşirah umar. Kabuslar rüyada kalmıştır, rüya uykuda. Güneş odamda. Hayatımı uykudan çalıp güneşe vermek isterim, ellerim yanar. Ellerim dedim de, ellerimi tutmaya niyetli biri var. Bende henüz doğmamış umudlar var. Neyse ki günü doğuran, beni gecenin rahminden gündüzün kucağına atan güneş var. Hiçbir şey bile olmasa, gün yeter uyanmaya.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yakında ölürüz

Herkes gibiydik işte herkes kadar biliyor ve herkes kadar ağlıyorduk kimseye hiç bir şey söylemeden yaşayabiliyorduk ve dahi kimseye hiç bir şey söylemeye hakkımız kalmıyordu haklarımız çalınıyordu  bir yaz günü gelipte kapını çalıyordu sonbahar  en sonuncu olmasından korkularak  nokta koymaksızın boş vitesle iniyorduk bayırlardan dimdik gençtik.