
Dokusuyla, kokusuyla, gözün gördüğü, kulağın duyduğu o tüm
güzel anıların yaşandığı zamanların yaşanan insanlarca katledilmesi kimin ne
kadar olgunlaşacağını belirlemiş olan bir kıstastı. Bu çalan şarkı üç yıl
arayla yine bir çalışma odasında dinlemiş olsa da ve yağmur cama vursa da, o
insanların olmayışı ve bu anın yaşattıklarının yalnızca küskünlükle içine
akıtan birinin satırlara sığınması o anıların yok sayılması gerektiğini,
lanetlenip yok edilesi olduklarını göstermez. Anı an’dır. Bizler geçmişiz.
Geçen bir zaman, öcünü andan almamalı, almaz da. Öç alınacak birileri varsa illa
dünyanın çıkan çivisine sesini çıkartmayan, tüm bu adiliklerin tüm bu
kırgınlıkların, tüm bu cinnetlerin, cinayetlerin içinde gülücüklerini
esirgemeden cömertçe yaşayan, yaşamı yaşlandıran insanlıktır topyekün. Kimse
mutlak kötü değildir, ancak kimse bunu bilmez. Herkes öcünü, o yürek
soğutacağına inandığı, o hıncı sandığı hüznünü akıttığı öcünü dilsiz, kimsesiz,
biçimsiz an’lardan, anılardan alır. Kolaydır. Diller konuştu mu gelecekte
kırılır. Bir uçurum açılır insan ile insan arasında. Kapatmak için gözyaşı ile
dolması gereken bir oyuk vardır arada. Sonra anca tabutlar yollanır kıyılara.
Bu kadar yalnız bu kadar dağsız yaşarız. Kimse görmez. Ben bu şarkıyı dinlerken
şimdi şuan da ‘’is it raining with you?’’ derken bana, evet diyorum.. Evet !
Tüm anılar benimle burada.
Şimdi öyle dolu ki boşalttığım oyuklar. İnan bana tüm
dünyanın ruhlarının yalancı olduğu kadar dürüstüm kendime, ruhum öyle ince.
Yalan söyleyen takvimlerden bana kalan, çılgınca geçen zaman. Bir de
sandalyemde uyuyan Dora. Zamanın içinden çekip çıkarttım kendimi, yakam
elimdeyken can verdi yıllarım. Telaş içinde yerine koymaya çalıştım kaybolan
anıları, kaybolan yaraları. Hepsi beni uslandıramayacak kadar derinindeydi
kuyunun. Orda öylece, ıslak içinde, rutubet içinde, yalnızlık içinde,
anlaşılmamış bir şekilde duran şarkıları, sönen izmaritleri, sönen ışıkları,
sönen şehirleri gördüm. Gün ışığının var olması, karanlığı yalan kılmıyordu.
Tıpkı buna benziyordu, tıpkı bana benziyordu. Orada öylece bana bakan eski
perdeler, yarım kaldırım taşları, yarım tebessümler bir zalimin kalbinden masumların
ruhlarına akıyordu.