23 Kasım 2016 Çarşamba

Geç miş

Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum 
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı 
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
E.C.

Eski normal günlerim vardı. Bir fincan kahve olmazsa olmaz, estetik her şeydi. Kendi kendime yettiğim, yettiğim yerinse mezarımın olduğu eski, normal günlerim. Çiçek alır, resim yapar, her ayrıntıda boğulur ve bundan zevk alır, pembe bir pencereden seyrederdim dünyayı. Seyrederdim. Yaşamaya kalkıştım şimdi. Burada oksijen az. Ciğerlerim zirveye ulaşan dağcının ciğerleri kadar zorlanıyor. İdmansızım. İzlediğim filmler, yaptığım yemekler, çektiğim yüzlerce fotoğraf vardı. Hepsi benim izole dünyama ait küçük mutluluklardı. Şimdi hepsi karşıma geçmiş el sallıyor. Nasıldı diyorum yeniden yaşamak, nefes almak, zevk almak, zorlanmadan bir şarkıyı dinlemek, en basit mutlulukları tekrarlamak. Artık hepsi bitti. O cam kürenin içinde kaldı hepsi. Kırsam işe yaramaz. Kırmasam işe yaramaz. Kendime yeni bir dünya kurmalıyım. Tüm kayıplarımın çetelesini yok edip, geleceği inşa etmeliyim. Ödünç yaşadığım bu hayattan bir an evvel sıyrılmalı, kendi kendimi inşa etmeliyim. Bunun adı gereklilik kipi. Merhaba.

21 Kasım 2016 Pazartesi

D ur


durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya 
S.K.

Zor günlerin tutuşup küle dönmesi için yangınlar çıkartıyorum. Nafile. Çıktığım yolda taş üstüne konan taşı alıp kendi başımı yarıyorum anca. Aralanan bir kapı gördüm mü kendimi eşiğe atıyorum ama yol beni başa sarıyor. Bozulmuş bir plak gibiyim. Takıldığım yer en tiz sesimi yükseltirken, yalnızlık üzerime üzerime yürüyen bir atlı oluyor. Kaçacak ayaklarım yok. Sesim var, sözüm var, ayaklarım yok.

Kimse kimseyi anlayamaz. Ancak çok yakından bakabilir.

2 Kasım 2016 Çarşamba

O da


zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya 
S.K.

Yazmazsam ölürüm diye abartacak yerdeyim. Sonbaharı atlayıp kışı yaşadığım bu iklimde ellerim soğuktan değil çaresizlikten titriyor. Mutlak bir gerçeğin tam göbeğindeyim. O gerçek ki iplerin en ince noktasında konuşlanmış sırıtıyor. Ben def ettikçe üzerime hücum ediyor. Zaman gerçeğin de ilacı olur mu? Kırık bir kaburga gibiyim bir türlü kaynamayan. Battıkça batıyor yaşanan ne varsa. Zaman diyorum ilacı mı cevaplarını bilmediğim, süründüğüm, kıvrandığım bu uzun soluklu soruların. Kapısız bir odadan selam olsun. Şimdilik.