9 Aralık 2018 Pazar

k


kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde.
İ.Ö.

----------------------------

yalnızım. mutlak olarak. kimseye ihtiyaç duymadan, kimseye içini açmadan, kimseyi içine almadan, duyulmadan, dokunmadan, acı yaratacak her türlü yakınlıktan geri çekilerek içine, en kalın ve en sert kabuğunu giyinerek, kelimesiz, gülümsemesiz, sevmeksiz, sevilmeksiz, istemeksiz, istemsiz, paralel ve mesafeli, kendine yetkin ama beklentisiz, sessizlik ve karanlığa gömülerek, bunu kimseye izah etmeden ve izah edilmesine beklenti dahi yaratmayacak kadar uzak bir mesafeden, kargalarla uyanıp, yarasalarla dolaşıp, tek kişilik masalar kurarak, cümlesiz, cümlesiz, cümlesiz, cümlesiz, seslenişi sessizliğe yeğleyip, açlıkla tatmin olup, insana kızmadan, gerekirciliğin, nedenselliğin, hepsinin ama hepsinin çok ötesinde tek hakikati görerek. yalnızım.

27 Kasım 2018 Salı

kabul

olan olmalıydı.olacak olan olur.o halde olan olur.
D.C.

-----------------------------------------

biraz gürültülü. hayır gürültülü değil de telaşından sağa sola koşup duran genç kadının meydanda ne yapacağını bilmesine rağmen yapacağı şeyi o anda yapamaması yüzünden çıkardığı inlemeler. evet inleme. ne gürültü hakim, ne çok sakin. 

zaman iyileştirmiyor, zaman asla iyileştirmez. zaman değiştirir. değişen şeyi izlersin, dinlersin, beklersin. o şey değişirken - ki o şey her ne ise - benim gücümün yetmesinin ötesinde, bütün ben oluşumun müsaade ettiği tek şey: kabul. 

kabul ediyorum
buruk bir halde
insan 
ol
mayı
kabul
ettim
.

23 Ekim 2018 Salı

h is


Kendi kendime yük olmuştum.
F.K.

------------------

Kusur kusur kusur. Kusurdan inşa; incecik tüller gibi üst üste serilmiş sayısız duygu yükünü taşıdığımız, hiç fark etmeden yorulduğumuzu bir günü diğerine tutturarak yaşadığımız ömrümüz. Omuzlarımız eskimiş, parmak uçlarımız, uzayan tırnaklarımız değince bir başka tene irkilmez olmuş hissedememekten. İnsan insanı tüketir mi? İnsan insanı tüketir.

5 Ekim 2018 Cuma

g öz



Yaşanmış düşüncelerimde bir şey arıyorum. Acıyı bulamıyorum, yabancılık, özlem bulamıyorum. Derin bir sevgi ya da ilişki bulamıyorum. Hep o gözlemciyi görüyorum, düşüşleri ve çıkışları düzenleyen gözlemciyi. Beni, yaşamımı gözleyen, beni fırtınalara uçuşturan, karanlıkla seviştiren, güneşle doğuran, bulut olarak doğu denizine yağdıran gözlemciyi. Bana yutkunmayı güçleştireni. T.Ö.

---------------------------------------

solgun donuk ışıksız gözlerle bakıyormuş kadın
kadın kıvrılan dağ yolları gibi kadın 
adanın ardında kalan yamaç gibi 
kadın kökünden sökülmüş zeytin ağacı gibi

Gün sökülür, renkler rutubet ve nemden kabarmış yüz yıllık ağaç kabuklarının arasında ölümün eline uzanmak için acelesiz ilerleyen ağaç solucanı kadar ıslak, boğumlu ve garip. Bu güneş doğumu kasıklarıma kıldan ince binlerce iğne saplıyor. Doğuyorum, kendime ebe. Ovada sert esen bedenim bundan böyle, dağda ılık ve serin. 

gözlerinde ışık kalmamış kadın

Altı çizili cümlelerin sıkıcılığında durdum. Duyduğum, ta yüreğimde titreyerek işittiğim her bir kelimeyi, duy, dum. Gayretim sona eriyor, bir çok şeyi anlamıyorum. Anladıklarım da yetmiyor. Sol elimde, bileğime yakın bir yerde, tarak kemiklerimin üzerinde, damarlarımın arasında bir yara kabuğu var. Kanatmak için tırnaklıyorum. Yaram kanamıyor. Yaram kurusa iyi ama kan var da akmıyor. Gözlerimin akıttığını dudaklarım yalıyor, sonrasında pervasız bir gülümseme ile bir bardak su ve kedi tüyü ve sigara ve mermi.

2 Ağustos 2018 Perşembe

k uyu


Ne kadar oldu olmayalı?

-----------------------------------

Bu hava denilen yumuk yumuk boşluğun, kırışıp serilmiş, daralıp yayılmış, alaca karanlıktan renklere bezenmiş gece ve gündüz durmadan, yoğun, yankısız bu boşluğun içinde yansımaların devinimlerini izliyorum. Gelip geçen, durup yiten, durup gülen, mavisiyah zamanın taşıdığı boşluğu izliyorum. Ve tüm uluların adına yemin olsun ki içinde benim can sız sayılabilecek bedenimden başka hiç birrr şey yok. Ellerim titremese ve kulağıma sokağın iniltisi bu denli dolmasa belki de öldüm diyeceğim. Yalnız olmak hakikat. İlişki bahane. Yalnız olmak hakikat, ilişki illüzyon. Kalemin kağıttaki gölgesi nasılsa ve nasıl ki gece vakti göle giren kadın gibi sedasız silinecekse şimdinin bir kaç an ilerisinde, kim varsa kuyuma misafir teker teker çıkıyor içimden. Çıkmıyor içimden. Ben Daris. Bu en baştan belli bir yazgının kurgulanarak uzun vadede can yakmasından öte gitmeyecek son bunalım. Değişmiyor. Değişmeyecek.

29 Haziran 2018 Cuma

man o to



hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda
dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin
ben dik gölgem kambur
bu leke başka

S.K.

------------------

Çok uzun geldim. Çok uzun. Yaşım kadar her gün çarptım kendimi, hırpaladım kendimi, tırmaladım ve darmaadağın yaptım kendimi yola. Esef içindeyim. İçimden 5 yaşımdan beri, içimde çok eski sesler işittim. Uğultular yükselttim hep inim inim. Hep bir senin sesini işittim ateşlendiğimde. Özür dilerim anlamadım. Ben anlamadım özür dilerim, ben nasıl yürüyecektim bu yolu bilemedim. Hep elime bulaştı bir şeyler, ıslak, kuru, soğuk bazen kan ve bazen göz yaş, bazen banyo zemininde ben yapamıyorum diye ağlayan bir kadının teri; dendi. Sarı koltuk takımları, ahşap mutfak dolapları, ekmek kırıntılarının içine kaçtığı yemek masası, yıkamadaki halılar, yağmur giren balkon, balkonda kiraz, bahçede ortanca, kapıda kedi, herşeyy ve heppsi, o evin biraz da rutubet kokusu, ceviz ağacı, ceviz ağacının yeşili mutfakta, ömür boyu müebbet oldu titreyen ellerime. Geçmedi titremesi. Sanıyorum geçmeyecek de.

Şimdi yürüdüğümüz 
çoğunu birlikte ama 
sana azap ve bir süredir ayrı bu yolları 
senden kar yağan gecelerin senden uykumdan hıçkırıkla uyandığım gecelerin senden ellerim tutmazken ve saçlarımı keserken ağladığım gecelerin uzunluğunca 
gönül ferahlığı ve neşe ve bir de cennet bahçesi gibi geri yürümeni geri hatırlamamanı 
vicdanı hür bir şekilde huzura varmanı diliyorum. 

Şah damarım zonkluyor, buzlu bir cam kırıldı demin. Soluğum yavaşladı. Kemiklerim kırıldı demin. Ben yakışmadım, sen güzelsin. Hep güzel kalacaksın.


2 Mart 2018 Cuma

o ysa


ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
B.K.

---------------------------

Kayda alınmış eski bir video vardı. Kalabalık, yaşları henüz yirmiyi aşmış birkaç kişi, kızınki daha on yedi. Gerçeğinden nasıl kaçacağını bilmeyen, bilmediğini bile yıllar sonra bilecek olan bir genç kız diyorum. Gözleri yeşili arıyor, dilleri hep nikotin. Bir ara sokak vardı, bir de sarı sokak lambası. Kar yağardı, karşı evdeki annenin ikizleri vardı. Balkondan bakardı dizlerine örttüğü polara sarılıp, elektrik direklerine. Mavi gözlü bir arkadaşı vardı, sesi öyle güzel. Seni yerlerde göklerde bulamazlarken diye başlardı, o genç kız ağlardı. Böyle geçti yıllar. Zaman herkesten haklı, zaman unutmayan bir canavardı. Yarım kalan her ne varsa, önüne düşen güz dalı gibi düşüveriyor tependen. Yarım bir tebessüm, komik bulduğun ve kıran seni yıllar önce ne varsa o ara sokakta, kıvrılarak giden ve sonu eski bir şehre varan o yolda; tamam diyorsun. Anlıyorsun ki tamam olmak anca zamanla. Tüm yüreğini açtığında yaşama, gitar tellerine sertçe vuran o genci anlıyorsun. Anlamak elem. Anlamak uzayan ve asla bitmeyen bir yankı. Yakalayamazsın, tekrarlayamazsın, durduramazsın. 

19 Ocak 2018 Cuma

Deri n


Anlatıyorum hiç konuşmadan. Buğdayın içini dökmesi gibi. Bugün dalgınım, dün de dalgındım. Aç bile değildim aynaya bakmasaydım. Dünden kalan yemekleri yerkenki gönülsüzlük gibi. Buradayım.

İ.T.

----------------

Bir de ne göreyim? İçimde hala duruyor sulu, kanlı, kir dolu yaralar. Çok mu dramatize? Bugün ilk kez içime keşke indi, bugün ilk kez yılların ardından baktım. 19 yaşım, merhaba. 

Hayat değiştirmeye gücümüzün yetmediklerinden ibaret. Bir de şu; İnsan içinde yaşarken o an ki şimdiyi, asla bilemeyecek neden yaşadıklarını yaşadığını. İnsanın kendisiyle arasında her zaman bir boşluk kalacak. Ruhunun tenine değmediği yerde geçecek ömür. Gün gün seneler. Sonra bir gün bir şarkıda dank edecek tüm mana. Tebessüm silinip dudaktan, zamanın akış yönüne hayıflanacak, yaşamayı bir kez daha, bin kat daha az ciddiye almalara baştan başlayacaksın, daha çok susacak, daha çok yazacaksın. Çünkü bugünün idraki ne şimdiye yetecek, ne geçmişe tesir edecek, ne de gelecekten haber verecek.

Diyen demiş ya, olacak olan oluyor. Bir damla yaş, eski dostların özlemi, sarı aspiratör ışığı, hüznü boynuna ilmek bir genç kız, annesine küsmüş bir genç kız, pembe ve mavi plastik bardaklar, pişen, taşan, susan, kızan kahveler, iç çekişler, ahşap kapı, yün kilim, müzik kutuları, küçük notlar, yalnız bir kadın, yalnız bir adam, köşe başında çiçekçi, saksıda solan çiçek, mart ayında mimoza, baharda papatya.


Nasılı mı kaldı, olacak olan oldu.

5 Ocak 2018 Cuma

h ayır



Sor boş duvarlara.
C.E.

------------------------------------

Kelimeleri bırakıyorum bırakıyorum bırakıyorum.

 Düşüncemde dönüp de duran kabalığı suçlu hisseden yanlarımı hissetmeyen o hiç hissetmeyi bilmeyen yanlarımı üç gece üst üste uyutmadığım gözlerimi kırmızı ruju hiç sevmeyen ağzımı badanası yeni bitmiş duvarda çıkan parmak izlerimi parmaklarımın sevdiği çiçekleri kedi tüylerini yıkanmış maruları yıkanmamış marulları üst üste katlanmadan yığılı kıyafetleri çırpılmaktan bıkmış kilimleri tekrarlanmaktan bıkmış kitapları hayretle bana bakan gözleri adalet duygumu adalet duygumu bir daha adalet duygumu eskici de alınmayı bekleyen mermer sehpayı uzak yollardan gelen otları hastane odalarını hastane koridorlarını bir şey olmayı ve bir şey olamamayı e yani her herrşşeyi bırakıyyorum


Hadi şimdi bir söz duyayım, dik bir yamaçtan kör ve sağır bir kadına ait saç telini göreyim sonra tamam diyeceğim. Hala inanmak istiyorum dese de içimden, elimde kör bir bıçakla kurban edeceğim onu. Sonrası derin bir nefes ve yeni yol. 

Olur mu, olur. Olmazsa olmaz.