27 Ağustos 2011 Cumartesi

Konuşamayanların yerine konuşulanlar

     Bizler birer yeni yetme. Hayat denilen sürünceme ise yüzyıllardır yaşanan zorunlu ve bedelli nefes alış.İnsanlar mı aslında ölesiye istenilen, arzulanan geleceği yok edendir yoksa gelecekte yaşanması gerekenleri zamansız yaşamak mı insanı bu hale düşürendir soruyorum.Sorguluyorum olanları ve bitmeyenleri.Ve diyorum ki eğer ki akıl tarlana düşmüş ise bir tohum, er yada geç filizlenecektir.Kaçısı yok.Tek çıkış var, nadasa çekilmek.Korkarım ki bizler büyüdükçe duygu namına hissedilenler, karşı taraflarca hissedilemeyen kuru boya cümlelere dönüşüyor.Ellerimize alıp o boyaları, rastgele çizdik tertemiz sayfaları.Bir yerde okudum bugün, sayfa temiz olsada defter aynı olduktan sonra neye yarar? Zarar kar meselesine dönüştürürsek eğer bu işi, ticaretten farkı kalmaz paylaşılanların. Oysa bizler yüreklerimizi koyarız yaşarken. Taşkınlık etmek midir bunun adı? İnsan ne zaman tanımlanabilir başkalarınca? Korku sarar dört bir yanı.Ellerine bulaşır önce, sonra gözlerine, en son diline yerleşir.Bir türlü diyemezsin.

    Kaybeden hatalıdır.



Hiç yorum yok: