Artık "ağla rahatlarsın" demiyor insanlar.Çünkü hiçbir rahatlama tanımlanamıyor gözyaşlarınca.
İşaret parmaklarımla göz bebeklerime baskı yapıyorum, biriken tuzlu su rengarenk naylon elbisemin üzerine zihnimde tahayyül edebileceğim sür'atte, hızla düşüyor.Pıt, ardından ikinci pıt..Bu sesi sevdiğimi düşünüyorum, bu ses içimden gelenin dışarıda bıraktığı izin yansımasıdır. Ha birde ağlarken aynaya bakmayı.. Nefes almaya çalışırken zorlanmamın sebebi, oksijensizlik mi yoksa gözümde büyüyen mesafelerin yakıcı gerçekliği mi? İnsan hiç kendi kurduğu cümlelere içlenir mi? İçerime içerime akıttığım bir kavanoz zehri bir dikişte içen bir susuz gibi saldırıyorum kelimelere, hepsi benden kaçarken balkondan düşüyor. Ben de şimdi kendimi dördüncü kattan zemine doğru bıraksam kolumdan tutacak olanlara inadımdan bırakın beni der miyim? Hem sonra betonla buluştuğumda dahi geçmeyen ağrılarım var benim. Uyusam da geçmeyen ağrılar. Diz kapaklarımda, kalp kapaklarımda, çene kaslarımda ve şakaklarımda. Şaka mı geliyor sana tüm bu anlattıklarım? Oysa ben seni tanıdığım günden de ciddiyim. Sivri dilimi törpülüyorum, oda yetmiyor rendeleyip limonlu suya basıyorum. Asit yakarken pörsümüş dilimi, kalbimi terbiye ediyorum acısıyla. Çünkü ben biliyorum ki, akılları kendilerine düşman olanların kalpleri sadece acıyla çarpar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder