27 Ağustos 2011 Cumartesi

Daris'in Dünyası

   ''Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun'' Tehlikeli Oyunlar / Oğuz Atay

   Bazen öyle anlar gelir ki, kendini bu koskoca evrende kumsaldaki o milyarlarca kum tanesinin içinden bir zerrenin işe yaramazlığı kadar faydasız hissedersin. Birşeyler yapmak istersin, birşeyler birşeyler.. O yüzyıllardır içinde yaşayıpta dışarıya adım atmaya ihtiyaç bırakmayan küçük dünyan artık gerçektende küçük bir dünya haline gelmiştir. Durup durup, tüm tanıdıklarını tanımamazlıktan gelmek istersin. Zaten dersin kendine, zaten seni tanıdığını zannedenlerin hepsi, bu zanlarından ötürü hiçbir raharsızlık duymaksızın hayatlarına öylece devam ediyorlarsa onları tanıdık saymaya ne luzum var ? Eğer ruhun ayrık otu olarak tanımlanıyorsa uzmanlarca, o zaman bittiğin yerlerde başlamak istersin. Yeni bir yaşam alanı, daha önce yürümediğim sokaklar, hiç görmediğim yüzler, tadına bakmadığım türden kahveler ve birde kedi istersin. Şehrin en yüksek yerine çıkıp, günbatımında gün ile birlikte batırmak istersin herşeyi yerin dibine. Ne de olsa kökü bende. Köklerini salamadığın için hiçbir yere, ters duran bir ağaç gibi hissedersin kendini. Anne adı ile lügata geçen organizma acele ediyorsun daha yaşın kaç desede, bütün ruhların aynı anda yaratılmış olması dedelerimizden tutun onların atalarına kadar herkesin ve şuan yeryüzünde yaşayanlarının tümünün aynı yaşta olduğunun kanıtı değil mi? Yaşanmışlıklarımızdır yaşımızı belirleyen, ne kadar yaşadığımız değil. Bu sebeple biyolojik tanımlamalarca kendimi entegre edemem hayata. Bu böyledir, kabul etmeyen?



Hiç yorum yok: