31 Aralık 2014 Çarşamba

Sıfır


Hiçbir şey yapmıyorsam eğer, hiçbir şey yapamadığımdan değil, bir şey yapmayı tercih etmediğim için. Dünya nüfusu o kadar kalabalık ki, herkes kendi küçük dünyasında inandığı ve çoğunlukla inanmadığı sayısız ‘’şey’’ yapıyor. Netice? Bir netice varsa bile beni tatmin edecek herhangi bir çıktı göremiyorum. İnsanoğlunu savunmak adına girişimler, insanoğlunu tanımlamak adına çabaları fazlaca beyhude görmekteyim. Bir kitap okumak, bir resim yapmak, bir yazı yazmak, şuan bunları yazmak bile kendimi düşmüş olduğum bu yokluk anlamındaki sıfırdan uzaklaştırmak için. Sıfır yutan elemansa eğer, onu yok etmek adına yaptığım her hamlede kaybolan ben olacağım.
...
 Oluyorum.


10 Aralık 2014 Çarşamba

Erken Sabah


Güneş doğuyor bulutların ardında bir yerde, güneş ısıtmasa da var. Kendini bırakma diyor ay, dağılman tek bir sözcüğe bakıyor. Biliyorum diyorum,  çok iyi biliyorum. Sabahların sahip olmaması gereken bir sancı ile doğuyorum bugün. Dört duvarı önce canlandırıyorum zihnimde, sonra aralıyorum gözlerimi. Evet, bu sancı bu odaya fazla. Kalksam, bir kahve pişirsem belki oyalarım gözlerimi; hayır ağlamak çok daha yürekli. Kendime karşı samimi olmadığım günlere lanetim uğrasın.


Pencereye çevirdim gözümü, gökyüzü hala karanlık. İçim hala karanlık.

13 Ekim 2014 Pazartesi



İlgi alanı olarak insanı tercih etmek, onun doğrusal olmayan zihnine merak salmak kadın olarak kazancımdır. Ne çok ruh tanırsam, bilhassa kadın olarak o kadar insanlaşırım. Zira bütün bir baş ağrısı şeklinde yaşamak hiçte kolay değil. Kendime devamlı yakalanmak sevimli olmadığı kadar sıkıntı verici. Serbest kalmayan düşünce akışı, kendine takılıp da düşüyor. Sıkışan yayların paslanan halkaları.Zihnimin yorgunluğu çok yönlü bir bunalıma dönüşüyor. 

Dünya politikaları, 
siyaset, 
birilerine yaranmak adına yazı yazan yazarlar, 
değişen ideolojiler 
beni hiç ilgilendirmiyor.

9 Ekim 2014 Perşembe

Artık


Dağılmakla kalmayıp yok olmaya yüz tutmuş bir hayat düşün. Tam kendini bulmuşken, dâhilinde olmayan sebeplerce yok edilmeyi, düşün. Düşünmek zor geliyor, düşünmek bile zor geliyor bu günlerde. Bu günler dediğim, neredeyse gönlümle yaşamadığım yüzlerce günler. Kimsenin memnun kalmadığı, memnuniyetin ne olduğunu unutanlarca lanetlenmiş bir şehir burası, yürekten severek yapmadığın çok şey ile muhatapsın. Bu intihar. Bu düalizm. Yapmak zorunda kaldığın işlerinden sebep, yapmak için bayır aşağı koştuğun meşgalelerin artık çok uzağında uçan ve hatta vurulan bir kuşa dönüşüyor. Kuşun ölümüyle hevesler kırk başlı bir cellât artık. Uykularında kaval sesi duyuyorsun. Bil ki celladın seslenişidir duyduğun. Çünkü artık isteklerin el yakan, göz oyan, diş kıran bir zorluktur. 

Şimdi, adını sormaya dahi vakit bulamadığımız bir yabancı gibi yaşam. Onu sevmek ne iyiydi. Soldurmadan, dallarını kırmadan taşırdık başımızda. Çok hızlı döndü devran, kısaldı günlerimiz. Demirden tırmıkların savaşı kağıttan evlere çok da zor olmasa gerek. Böylece geçim ehli olmak adına, yaban keçileri uslu başlı koyunlara evrildi. Bu düzene direnenlerde vardı aramızda. Onların yaşları bizden büyük, tırnakları kırılmaktan kütleşmiş ama gözleri hepimizinkinden daha canlıydı. Onlar ne yazmayı bıraktı, ne sevmeyi, ne de uykularını bölmeyi. 

Bize yazıklar.


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir kadın bu

Bıktırıp gitmiyor sevinçler, yorgunluğu çöküyor dostların. Hiç ve hep arasında kaldığım o dar sokaktan koşarak geçiyorum. Gelmiyor karanlığın sonu. Tükenmiyor konuşmalar, çıkmıyor günler geceye.
Yetişkin olmakla, yetişmek arasındaki sıkıcı sınırdayım. Ölüm desem, dağılır öykü. Kalım desem, yaralı o serçe içime yerleşecek. Kalamaz oysa. Oysa büyümek demek, büyük bir yük. Gözlerden taşardı eskiden, şimdi gülüşlerin ardından bakıyor sinir harpleri. O hiç hayal etmediğim hayatı yaşarken, gitmediğim odalar, görmediğim dağlar, konuşmadığım insanlar, içmediklerim ve içime çekemediklerim dayandı kapıma. Geçip gidebilecek yaşı geçmiş isen, yapacak en makul şeydir en iyisini yaşadığını düşünmek. 
Şükür dersin, elbette ki çok şükür.



23 Haziran 2014 Pazartesi

Pay

Yorgunluğumu da alıp sonsuz olan karanlığa gömülmek istiyorum. Hiç bu kadar yorulmadım ben insan olduğumca diyorum. Dediklerimi ruhum işitse de zihnim anlamakta zorlanıyor. Açık durmakta zorlanıyor gözler, konuşmakta zorlanıyor heceler, zorlanıyor insan olmaya bedenim. Yaşamım bir dizi akıl erdirme, çabuk büyüme döngüsü. Her gün büyüyor ama hiçbir gün yetmiyor ne yaşım ne yaşadıklarım. İçimden geçenleri soranlara bir içim olmadığını anlatmak istiyorum. Olmuyor. İnsanlık yetmiyor, nefes yetmiyor, uyku yetmiyor, gündüz yetmiyor. Halıları kaldırmadan, pencereleri açmadan, bir dilim ekmek ve ılık süt içmeden geçiyor günler. Anlamaya çalışıyorum bir hakikati. O hakikat ki nicedir insanlar ile beni ayrı düşürdü. Şimdi düştü bir düş günüme ve vardım sandım gerçeğe. Önüm sıra gelen yalnızca insan bencilliğini tanımlarken kendimi kaybedişim. Susmak, ölene kadar susabilmek. Bana kalan bu olacak.


17 Haziran 2014 Salı

Ve tanrı amortisörü yarattı

Yaşamak zorunda bırakıldığımız bu hayvani dünyada, insan yaşayamasın diye elinden geleni yapan insanlar var. Matkap icat etmişler, inşa ettikleri duvarları delerler. Allah'ın toprağını iş makinesi ile deşerler. Lüks arabalarının sirenlerini kesmezler. Küçücük beyinleri ile bizi beğenmezler. Hep bağırır çocuklar, dinlenemez kadınlar. Beyni körleşen, usuna geleni konuşan, sıfır düşünen hep carlayan insanlar var. İşte bunlar hep boşuna sabır. Benim burada ne işim var?


12 Haziran 2014 Perşembe

Geleceğe Mektup

Aklın kara, karanın ak bağladığı günler günce tutulmaya en değerleri. Bitince keder her şey gibi, biz kalacağız metanın ardından mezar dahi olsak. O zaman hatırlanır edilen zulüm o zaman hatırlanır çekilen eza. Kalbi kararmış olanda, kalbini kin saranda o zaman okur bunları. Kalbimden çıkan duam odur. Budur anlaşılmayı istenen doğru. Budur hakikat. Unutulmasın bugünler. 
Rabb güç yetiren, kalplere hükmeden tek nizam maliki. O'dur sahip, O'dur emanetçi. Sev bizi, sevdir kendini.


10 Haziran 2014 Salı

Bakım Onarım

Tarihin eskimiş o şehrinde, kalbimi parçaladım.


Akarsular geçerdi sesinden sustukça, öyle güzeldi. Güneşin ısıtmadığı bir oda vardı, henüz yetişmemiş bir kız çocuğu. Gözüyle görmediğine iman etmesi gerekirdi kurtuluşu için. Ruhunu göremiyordu belki, ama can çekiştiğinden emindi. Zaman sonra inancı acıyla tazelendi. Dimdik olması her gece ölmesine engel değildi. Engel olamadı binalara, uçak biletlerine, kırmızı giyen kadınların dünyasına, konuştukça batan insanlara engel olamadı.
Şimdi neye sebep bilemediği bir özlemle yalnız. Özlem yazıp da yazamaz gerisini. Bilirim. Dinlenmenin, geçip gidecekmiş gibi yapan yılların unutmaya eş değer olmadığını bilirim. 



26 Mayıs 2014 Pazartesi

Suskunun bitirdikleri

Bir ölüme düştüğümü biliyorum. Bence artık bırakmalısın dedikçe birileri kan topluyor beynim. Çocukluğun gölgesi düşüyor yüzüme bahar vakti. Kalmaması için ne çok çaba sarf edersen et, senden asla silinmeyen bir leke buluyorsun üzerine kapattığın temizliğin altında. 
Hiçbir şey zannedildiği kadar kolay olmadı. 
Tebessüme saklarken zehri, herkes hatırlamadıklarını merak etti. Giz olan bir sevgi, kış gibi. Şimdi ağlamaya niyetlenen bir baykuş var düşümde, intihardan dönmüş. Soruyorum bir insan kaç kere sabreder ölüme? Terk eden yoktur, terk edilen yoktur. Kalan yoktur asla giden hiç yoktur. Durumsuzluktur bu yaşanan. Hepsi zamanla alakalı. Yokluğunda veya varlığın geçen zaman kadar manasızdır zaman şuanda. Ağlamaya hevesli birileri var içimde.
 Temizlenmeyen bir leke tuttu gözlerim. Hazırım ben bunlarla burada yaşamaya. Yeter ki siz ölümü sevdirin, ölüme sevdirin beni.
Kulak verin bu söylenenlere.