19 Ocak 2016 Salı

Araf


Sapsarı, güz kokulu, yanık sümbül gözlü bir kızdım
Daha sapsarı, daha güz kokulu, daha yanık sümbül gözlü bir kadın oldum
Yaşamın huyuydum artık
Edip Cansever

Hava yalnızca ben soludukça sivrile sivrile kristalleşiyor ve kan doluyor ciğerim. Kimse görmez; ağzımdan ip gibi sızıyor. Henüz yeni başladık diyor Drillou; üzerime hızla kapaklanırken sesimi çıkartamıyorum. O, gökyüzünün şeytanı. Bana göğün ışıktan sıyrılıp, karanlığa gömülmesinden bahsediyor aynı anda üç dilde. Güneşin kaçışından. O ağdalı, korkunç alacalıktan. Hiç zifiri karanlığa erişemeyecek gibi ağır ilerleyen fakat her gün bir önceki günlerin devamıymış hissiyle yıllardır dehşet yaratan. Herkes telaşla evine koşarken benim koşacak hiç bir yerimin olmayışından bahsediyorum O'na. Gülüyor. Acıdığı bariz, yarı anlaşılır imalı sözleriyle gözden kayboluyor.

Yalnızım.

Güneş batarken hep beş yaşımdayım. Zamanın pimi ben oradayken çekilmiş ve yazık ki patlayan bir şey yok. Hala. Korku, korku ve biraz korkuyla yıllardır kurtarılmayı beklediğim karanlıkta ciğerimdeki kanla boğuluyorum. Ve şimdi ne çocukluğuma ne de bugüne ait bir hayaletim. Fısıldıyorum: Benimle kal, bulamazken kendimi.

Hiç yorum yok: