23 Ocak 2016 Cumartesi

Yersiz



20 yaş. Yataklı Ankara-İstanbul treni ağıt ağır kalktı. Tanımadığım herkese el salladım. Odama yerleştikten sonra tek kişilik yataklı vagonumun camını indirip dışarıya baktım. Gecenin içinde, yıldızlar gibi tek tük ışıkları parlayan ıssız kasabalar, köyler, yapayalnız gezinen köpekler gördüm. Sonra bu hüzünlü bozkır manzarasını bir daha hiç unutmamak üzere derin derin içime yazdım. 
E.C. 

Nereye dönersen dön hep aynı buruk tat sızlayacak dilinde. 
N.Y.

---------------------------------------

Gözyaşlarıyla yalvarıyor, dövünüyor, diz kapaklarında kumlu yaralar açıyordu. Derisinin altına doluşan, damarlarını kağıt kesiği gibi kibarca yırtan incecik kumlar. Nerede durması gerektiğini sorgulamaksızın yaşamını sürdürebileceği bir yer yoktu. Ayrılığın ve kavuşmanın aynı kaos duygusu yaratması, oldu bitti yabancıladığı bu zoraki yeryüzü saçmalığının katlanarak anlamsızlaşmasına yol açıyordu. Yakarışının mahiyeti, kabiliyetinin çok üstündeydi. Açık denizde kapıldığı girdabın savrulmasına müsaade etmeyen çekim merkezinde kıpırdamadan durması şart bir ümitsizdi. Ölmeden evvel ölünemeyeceğini biliyordu artık. En ufak bir devinim ile ufalanacaktı. İsimsiz balıklara yem olacaktı. Derinliğini bilmediği bu sularda hayatta kalmaktan yorulmuştu. Çok yorulmuştu.

Hiç yorum yok: