23 Aralık 2012 Pazar

Dunjo Moja


İsimsiz bir sevgiye duyulan özlemin ismide konulmuyor, bu kadar koyarken zaman bizim adımızı insan olarak.Sevmediğin bir insanın bir zamanlar dostça parlayan gözlerini tekrar görmek bile bu amansız sevgiye duyulan özlemi hatırlatıyorsa bu sevginin insani bir yanının kalmadığını söylemem gerekiyor.Kopkoyu bir kışın ayazında tek katlı bir evin bahçesinde kopan bir ayva yaprağı, ayva kokusu, kar havası..Hiç tutulamayacak bir sözün ardından geçen zamanlar..Zaman sözün hükmünü kaldırır mı? Hükümsüz yaşanır mı? Şimdi düşünüyorum, anca filmlerde yapılacak bir çılgınlıktan bir kiprit çakımlık uzaktayken uzandığım kayanın, ayağımın altındaki uçurumun, önümdeki gün batımının farkında mıydım? Başka bir dilde şiir okuyupta içlenmek kadar saçmaydı dilini bilmediğim bir şarkının kalbimi törpülemesi.Çanta, valiz kapıp, kapı baca çarpıp gözyaşımı nehir ayakkabılarımı kayık yaparak bulutlara kadar kaçmak istiyorum.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Sürülür Yabancı Diye Dayandığı Kapılardan


Öyle bir yalnızlık ki, ne insanla ölçülüyor ne de insansızlıkla. Öyle ki bir masanın işlevinin masadan ziyade başka amaca hizmet etmesi ne denli tezatsa varoluşuna, benim de insan ile ilişkim o denli yabancılaşıyor yaşadıkça. Kökleri içeri büyüyen bir  selvi.. Dalı göğe uzanan bir selvi, yüzü toprağa bakan. Toprağından suların aktığı ağacım. Ne sular aktı bu köprü altından dedirtecesine akan sular. Her bir fırtınada ve her yağmurda yıkılmamak mümkündür. Ve fakat yıkılmamak, değil engel ölüme.
İnsan kadar yalnızlaşan bir canlı daha yok yeryüzünde.Beni yalnız yapan ise aklım. Ot beyinli olmak kötü değildir, ayrık otu kokmaz. Velhasıl yalnızlık ne insanla ölçülür ne de insansızlıkla. İçin bir çöl gibi kavrulmuşsa, yaşatmazsın canlıları toprağında. Çöl kendi rüzgarında kavrulur, ağaç suyunda boğulur. Toprak ölümü sarıp sarmalarda, yalnız insanı saran toprak dahi yoktur. 

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Yeni Doğan

İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. Hac 61

Bu zaman oldu.. Bizler hayatı uykuya tutturduk.Telaş içinde uyanmalar başlamışsa yine eskisi gibi, kalbin ağzında ay tepede ise yıl önceki gibi. Ve saat yine beş buçuğu gösteriyor ise hep olduğu gibi, dururda düşünürüm.. 
Hayatımı uyku tutuyor, ben uykuya sığınıyor. 
Gece tam tavandayken, güneş girer kapıdan. Tüm evrenin yüzü güler. Kalplere umud dolar, diller inşirah umar. Kabuslar rüyada kalmıştır, rüya uykuda. Güneş odamda. Hayatımı uykudan çalıp güneşe vermek isterim, ellerim yanar. Ellerim dedim de, ellerimi tutmaya niyetli biri var. Bende henüz doğmamış umudlar var. Neyse ki günü doğuran, beni gecenin rahminden gündüzün kucağına atan güneş var. Hiçbir şey bile olmasa, gün yeter uyanmaya.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yakında ölürüz

Herkes gibiydik işte herkes kadar biliyor ve herkes kadar ağlıyorduk kimseye hiç bir şey söylemeden yaşayabiliyorduk ve dahi kimseye hiç bir şey söylemeye hakkımız kalmıyordu haklarımız çalınıyordu  bir yaz günü gelipte kapını çalıyordu sonbahar  en sonuncu olmasından korkularak  nokta koymaksızın boş vitesle iniyorduk bayırlardan dimdik gençtik.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Sana dememiş miydim?

Kimsin diyorlar bana? Kimliksizliğin diz boyu olduğu bu dağ başında.Biri uzunca diğeri olabildiğine sıska.Kimliğimi bulan biri varmış asfaltta, yüzüme bakıyor; ''Benzetemedim.'' diyor.Bana benzetilmeyen yüzüm için ağıtlar yakıyor içimde ikiyüzler, beşyüzler.Saf bir ben köşesinde mırıldanıyor : 'Ben buraya varana kadar yeryüzünün yüz ölçümü kadar yol yürüdüm.Kayalardan yataklar kurdum, hayallerden sandallar.Hayal çabuk kırılır dediler, sandallar batar.Batan sandalımı sırtıma aldım da geldim!' Hala benzetemedik diyorlar.Anlatıyorum kim olduğumu, kimse olduğumu..İnsanların ancak birbirleri hakkında düşünsel imgeleridir diyorum seni ve beni ben ve sen yapan.Anlamıyorlar, birde üstüne hakareti hak sayıyorlar.Kırılıyorum.Kırılmaktan öte yattığım taşları kalbi kastan olan kalaslarınkiyle değişerek tokuşturmak istiyorum.Ezilsinler.Ezilmek acının varlığına inanan için kardır ancak.Merhameti merhem bilmeyenler bilmezler acının kimlik kazandırdığını yüreklere.Ben tüm bunları düşünürken birisi gözüme sarı ışık saçan fenerini tutuyor, zemin çamur, gözlerim çapaklı.Böğrümde bin bıçak hissediyorum, göğüs kafesimde bir nefes.Bağırıyor bir diğeri; ''Kimsin sen?'' Kahkahalar içimde cirit atıyor: '' Bilsen ne, bilmesen ne ahmak? '' Dilim kekeme ki vah yok yanımda kardeşlerin hası olan Harun. İkiye yarılıyor yüzüm, bir yanım pervasızca cesur öteki yanım ürkek, henüz beş yaşındayım.Kaburgam karnıma saplanırken diliyorum; gözlerim buraya varana kadar nasıl kalmışsa kapalı buradan uzaklaşırkende açılmasın kapakları.Derken önce nefes, sonra böğrümdeki keskin bıçaklar, sonra sesler uzaklaşıyor..Gelecek ile geçmiş arasında kalmış bir ses pis kokan nefesi ile tüm karanlığı kaplarcasına haykırıyor : ''İnsana değil, kurda kuşa yem olmayı tercih ediyorsun.Kedi olalı bir fare tutuyorsun, ölümün fare elinden olacak ama.
''Olsun.'' 
Mırıldanıyorum, kendi sesimden dinliyorum..

26 Haziran 2012 Salı

Neye Yarar?

..ve vişne lekesi, kan ve mürekkep.Çıkmayan izler taşıyabilir insan sol köşesinde.Öyle ki her an odalarına dolar yaşamın sesi sisi ansızın açılan bir kapıdan.Güneş dünyanın her yerinde batarken benim gözümde yerlere kadar batıyor tüm güzelliklerle.
Güzeller güzel değil gözümde.
Herkesin ve dahi kendimin en çirkin halleri bile öldürmüyorsa beni ve sizleri, bu yaşam senden bizden arsızdır, üzülme.Böyle bir hayata yakışan idik bizler, yaşayacağız ve sonumuz ölüm, ölenler gibi.Hatırla.O halde benim derdim ne seninle, ne ötekiyle..
Tek derdim huzurlu bir ölüm, buyur burdan Azrail.


6 Haziran 2012 Çarşamba

YüzümGök

Göğün değişti rengi.Gök tepemizde iyi ki..Uyandığımda koyuydu tüm otobüs durakları,
ben bu yüzden kaldım evden içeri.Ya Rabb dedim, biraz hasbihal,ardından baktım da gökte belirdi bir kızıl hal.Pencerem uzaktı değişen renklere
ve gözlerim eksik,
noksansızlığı seçemeyecek kadar.Çektim bir tabure şehrin öteki yüzüne,
bekledim ki buraya da vursun gökteki aks.Ama öncesinde kahvedir yılların alışkanlığı.El çabukluğu, göz kararı, dil yanması..Hiç bitmeyen bir lezzeti tükettim ben yıllarca.Yıllar dediğime de hiç aldanma.Delikanlıya geçen dakika dahi yıl olur yollanır zamana.
Yine böyle geçiyor zaman..Kargalar öyle çığırtkan,serçeler eski bir anıyı taşıyorlar kırılgan kanatlarda.Kanatlar, gayrı insanidir.Kuşlar uçarken özgürleşiyor,
benim baktığım taraflara.Bense baktıkça yazıyorum
onların uçamadığı taraflara.Kanatlarım kalmadı, gök bana rehber oluyor,
özgürleşiyorum baktıkça.Diyorum kim boyuyor seni?Siyah kapatılmaz açık renk ile.Ama doğarken gün, katrankaranfil rengine bulanıyor.Alabora olan bir hayat gibi karışmaya başlıyor arş.Bulutlar birbirini kovalarken ay hala orada.
Güneşi ben görmedim, güzel diyor görenler.Görenler biliyor, ben bilmiyorum;
-Bu şehrin güneşler altında kalıp, kabuslara uyandığını.Benim ki yalnız tahmin;-Tahminimce bugün yağmur yağmaz.Yağmayan yağmurlar benim ciğerlerimde birikir, nefes aldırmaz.
(..)
Laf uzar, gün başlar.Egzosuna çocuk kaçmış otomobil geçer sokaktan,
yan apartmandan çıkar ikizlerin annesi süt almaya.Birazdan dolar, hatta tüm ara sokaklar.Aynı oranda gözler yaş ile böğür taş ile dolar.
Süresiz bir bekleyişe çalar ömrün yüzü, ölüme varana kadar.Süreyi Allah sayar, ben -im adım insan- rengi artık kül olan göğe bakar..Kaç mevsim geçti ardından, tanıdık bir sokağın mevsimine uyanmayalı?
dinleyelim..

3 Şubat 2012 Cuma

İnsan

Bazı insanların saatleri hep yanlıştır.Hayallerine yahep geç kalırlar ya da başlamak için çok erkendir hayat.İnsandır işte, duramaz hareketsiz.Ama yaptığı her bir hamle erken'i artık çok geç'e çevirir.Bu böyledir.Zamansız öten horozun akibeti bellidir.İnsanlar gelir, insanlar geçer insanların hayatlarından.Kıymetleri kıymetsizleşmesede kısa yoldan gelen yolcuların zamansız misafirliklerinin kıymeti bilinmez.Gelen de yolum yakın der, gerisingeriye döner.Elde kalan harcanan yeri yurdu olmayan, hiç bir kılıfa uymayan, adı konulmayan, dost kalınmayan, düşman olunmayan zaman..
O zamanın bir yerinde demişti birileri; giden kaybedendir.Ya da öyle bişey.Tüm kalanlara ve gidenlere benden armağan.Zaman kanayan yaram.İnsan ziyanda lakin yok uyaran.
tıklayınız, bu da şarkımız olsun..


25 Ocak 2012 Çarşamba

Hüzünençabukboşluklarıdoldurur

Yeryüzünde hiç tecrübe edilmemiş bir yaşantım olsun istiyorum.Belki de yaşamak için, yani demem o ki dünyaya gelmek için, bir kaç milyar yıl geç kalmış olabilirim.Bu nasıl bir mantıktır diyor duyanlar.Gerçekçi olmamakla hüküm giymekteyim, oysa onlar gerçek sanıyorlar öylesine yaşamayı ben ise ölesiye yaşamak istesemde olmuyor işte.Çünkü herkesin konuştukları, herkesin görüp duydukları ve en kötüsü ise herkesin hissettiklerinin ayniliği benim tüm bunlara olan yakınlığımı dünyanın tüm uzaklarından da çok öte uzak ediyor.Oysa durup bir düşünsem, Allah’ın herkese aynı dudaktan ve işleyen dilden vererek bunu birde beyin denilen organın takviyesiyle yine aynı şekilde kullanmaları çokta anormal değildir.Çünkü bu yaratılıştan böyledir.Ama ben bu uzuvların işleyişlerinin biliş ile birleşmesinden doğan duygulanımın düzeylerine dair artış ve azalışların yoğunluğunun hiçte sahih bulmadığım kıyaslarla tabir edilmelerine karşı çıkıyorum.Hmm, yine karışık oldu sanırım.Bu kendi labirentimde kendimi kaybetmem gibi birşey olsa gerek.
...
Kardeşim tek elle arabasını park edemediği için telefonu kapatması gerektiğini söyledi.Demek ki hayatta en basit işleri dahi yaparken bir şeyleri yapmamaktan feragat etmek zorundayız.Birşeyleri alırken bu aynı zamanda diğer şeyleri almamayı tercih etmek demektir.İşte bu insanevladının hayatının temelini oluşturan bir kaide olmakla birlikte bir o kadar da yeis duymaya sebeptir.Çünkü bizler bazen tercih ederken sebeplerimizi bağladığımız cevapların içi boş lakırtılar olduğunun farkına varmayız ki genel de fark ettiğimizde tercih edilmeyenlerin -kayıpların- ardından öküzün trene baktığından daha boş gözlerle bakarız.Sürecek eşşeklerimiz yoktur çünkü artık bu devirde, bizlerde kaçırılan pazarlara üzülmemeyi yeğleriz neticesinde.Boş gözlerimizin içini zamanla hüzünler doldurur.Çünkü hüzün en çok boşlukları doldururken işe yarar.İşte o kadar elzem işte o denli hazırdır var olmak için yeniden.