30 Aralık 2015 Çarşamba

Anlat



Kendimi unutmak istiyorum yol kenarına biriken kuru yapraklar gibi.
Günleri, ayları, yılları, anıları hatta kendi devremi, çehremi.
Esen Güler

----------------

Kafamı karıştıran ne varsa, beni alıkoyan her neyse uykuya da gömülmüyor. Ağır silahlara sahip bir orduyla mı, yenilmesi için dişimi etime geçirmem gereken bir masal canavarıyla mı yoksa canı yandığı için hırçınlaşan masum bir hayvanla mı mücadele ediyorum? Bilemiyorum. Omuzlarımın ortasındaki kafam ve sol çaprazında debelenen kalbim tüyleri yolunmuş kümes hayvanları gibi. Öyle güçsüz ve biçimsiz. Her ikisine de ihtiyaç duymadığım, zaman ve mekândan münezzeh bir yerin hayalindeyim şimdi. Çünkü gerçeği sorgulayamazsın.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Kara



Kırılmasa olmazdı. Kırılsa sayılmazdı.

Sessiz kalarak halletme yoluna gidiyor, bu kaba şehrin içine attıklarını. Çünkü, sesi ispirto olan kadın. Diyor ki: Bizim sokağımıza ait değil öten şu kuş, ellerime bak şimdi, benim sanma sakın. Bulutlar hiç şımarmıyor gökte oldukları için, bu kuş hiç yüksünmüyor bizim sokağımızda. Sözleri kendime çevireceğim. Benim hem şımaran hem de yüksünmeler ortasında uluyan bir kalbim var. Her gün kızıla boyuyorum onu, leke tutmaz bir inatla kararıyor bu vakitler. Ne yapacağımı bilmiyoruz onunla. 

Islak bir tülbent koy göğsüme / Emsin büyüyen o siyah lekeyi.
Ahmet Oktay



30 Ekim 2015 Cuma

Son


Günler nereye gidiyor?
Yaşanmış ne varsa daralarak iğne deliğinden geçiyor.
Yırtıcı hayvanlar gibi heves, evcilleşmeden maktul.
Böğrümde zararlı otlar.
Süründürüyor. 

Uykunun kendinden habersiz odalarına geçebilmem için bilincimi askıya almam şart. Kurallardan ve koşullardan: hoşlanmam. Yekpare sıkıntıyım. Bilinsin. Herkesin uykusuzluğuma borcu var. Kapanan göz kapaklarımın perdesinde akıp giden suretlere alıştım oysa. Çığlığını genzime simsiyah akıtan kel kadınlardan korkmuyorum. Karanlığın tam olarak neresinde durduğumdan kuşkulu, kollarımın baltalanmış söğüt gövdesi gibi iki yana düşmüş cansızlığına kayıtsız yatarken, bir son istiyorum. Bir son.
  


22 Ekim 2015 Perşembe

Ora k



Kendimi emin adımlarla, geçiyorum. Emin olmak kaygıya mani değil.  Olduğumu zannettiğim kişi, defnedilmesi elzem bir cesetten hallice. Romantik değil geçmiş. Sabah olduğunda yerden kabaran sisin kaburgalarımın altına gürültüsüz yerleşmesini anımsıyorum. Kavşaklarda tekleyen otomobiller, ezilmekten arsız kaldırım taşları, ara sokakların bezginleri. Uyku bölen tren sirenleri, sirenlere aldırmayan o mezarın ölüleri. Hepinizi anımsıyorum. Ve fakat yarım kalan film, kaldığı yerden devam etmez. Sözleri sinelerine kilitli kadınların intikamı alınmamışken henüz, ıhlamurların kokmaya hakkı yoktur. 

20 Eylül 2015 Pazar

gafil


Ayağı kayan bir çocuk 
Kadar şaşkınım, bilemedim.
Ahmet Telli

Şeffaf bir naylondan süzülüp giden su. Aklımın tutamadığı isimler, sözler. Gizli, yapışkan bir sıvı, kulaklarımı şahit tuttuğum ve varlıklarına az evvel iman ettiğim ne varsa içine hapsediyor. İpinden kopan uçurtma evrende yok olmasa da, gözümden kaçıyor olması yokluk için kâfi. Yakından baktıkça yabancılaşan, uzaklaştıkça çağıran. Tüm bu sözler bir çocuğa ait. Bir çocuk düşün. Tıpkı senin çocukluğun gibi. Bu yeterli.


14 Eylül 2015 Pazartesi

Paloma Negra



Kalbim bugün ilk defa kanlı elleriyle sokuldu dünyama; anladım benimle tanışmak istiyor. Kimse duymasın ama kalbim insan yiyor.
M.İ.

İçimde sancı çeken, hırçın kelimeler. Rengi atmış pembenin ya da kırmızı fark etmez, canlıyken ve yaşıyorken ve neşe saçıyorken gülümseten halini anımsamaya çalışıyorum. Gereksiz. Kendini öğütüp duran her şey kadar yanılgı dolu. Zihin büyük bir çöplük. Zihnim çok büyük bir çöplük. Tırmalayıp da sökmesi, sahip olduğum dengeleri tıpkı iki adım evvel kat ettiğim yol kadar yakın. Tekerrür eden tarih, en olmaması gereken yerinden yakalıyor öfkemi. Gerçekle hakikat farklı şeyler. Şimdi her ikisinin de beni ele geçirmesine müsaade ediyorum. Belleğim akıp duran bir rüzgar. Onu özgür bırakıyorum. Böylece evimin ortalık yerinde, göç için geç kalmış o leyleğin çırpınışı sona erecek.



4 Eylül 2015 Cuma

Talep

Nasılsın, iyi misin? Buralarda her insanın yüreğinde ilahi tecelli ile var olduğuna inanmış bulunduğum ancak bir kedinin kıskıvrak yakalaması gibi bir serçeyi, süratle yitirdiğim insanlıktan söz ediliyor. Oysa ne saçma.

Zira isteğim şu ki: Daha çok susmanız. Daha da çok. Sessizliğe alışana kadar. İncileriniz dökülmez, kimsecikler küsmez. Merak etmeyin. Boşlukta kapladığınız hacimden dirhem eksilmez. 

Vahşetle kavrulan dünya sessizliğe kavuşurken ben bir dağın zirvesinde, uğuldayan vadinin az ilerisinde korkudan yıpranarak ama yıldızlara yakın kalacağım. Zoraki ilişkilerden uzakta, mekanikleştiğine an be an tanıklık ettiğim ve tıpkı bir uydu gibi etrafımızda dolanan ikincil kazançlar tarafından içine çekilmekten beri duramadığımız bencilliklerin fersahlarca ötesinde duracağım. Kimsenin sözcükleri ve hissettikleri ile acı yaratamayacağı o yerde ben bir çingenenin ıslığını çalıp dudaklarından, kıyamete kadar aydınlanmayacak gökyüzüne bakarak delireceğim.

23 Ağustos 2015 Pazar

dunja


YALNIZ YIKIK BİR DUVAR VAR KARŞISINDA VE BİR KADININ CESEDİ ÜSTÜNDE UÇUŞUP DURUYOR TAKVİM YAPRAKLARI. 
AHMET TELLİ

Sonbahar geliyor. İçimi,  gözlerime dayanan hüzünler sarıyor. O şehre özlemim hiç dinmiyor. Sesler, sabah yağmurları, sessiz yürümeler, gözyaşları, aydınlanmayan günler, sırtını dönen o dostlar.. Hepsi uzanamadığım, hepsi erişemediğim bir kayalığın en tepesinde her gün ölümü kucaklıyor. Yıllar önce kuruttuğum ayva yaprağını kokluyorum. Kokmuyor. Artık ne zaman anlayışlı ne de paylaşılan kahveler kalmış. Boş sokaklarda geleceğe dair hevesleri olan sıkı dostlar da yok. Her yer tenha artık. Herkes darmadağın. Büyük bir panikle, hıçkırıkla duruyorum. Duruyorum. 

16 Ağustos 2015 Pazar

20:54

Alternatifini bilemediğimiz, bir başkasına devredemediğimiz hayatlarla yaşıyoruz. Cümle kurmadan düşünüyoruz onca, cümlelerle anlaşılmak derdimiz. Hissedileni dile dökebilmek için günlerce, aylarca yok sayıyoruz duyguları. Girişimler zamansız, başarısız. 

Oysa ben korkusuzca yazmak isterdim. Zamansız her kayıp için korkusuzca yazmak isterdim. Kimseden gizlenmeden, içimdeki acıyı dindirmek isterdim. 

14 Mayıs 2015 Perşembe

Not

Kalbin hali yoksul bir çocuğun zatürresinden hallice. Kafamda kurduğum hipotetik dünya ile gerçeklik arasında uzanan bir dağım.


Şimdi biraz daha iyiyim diye geçirdi içinden. İyi olmak demek nelere eklemli diye düşünüyordu. Tıpkı annesinin ''aldırış etme'' demesindeki kasıt kadar yüzeysel diye mırıldansa da, eline kalemi gözüne yer yüzünü alabilecek kadar iyiydi işte. Aksi hali bulutlardan güneşi sızdırmayan gökyüzü gibi, dediğim dedik bir zorbayken; şimdi hep küçümsediği kalabalıkla teselli bulduğunu inkar etmemeliydi. Beyninde bir yere, şu bağrışan martıların en canlı hallerini, gagalarında birbirleriyle yarışarak kapıp tuttukları ekmek parçalarını kaydetmeli. Zamanı gelip de baca isi gibi sindiğinde bulantı, tekrar tekrar oynatmalıydı.

İşte hareket ediyor gemi. Günlük yaşam kendine özgü kaotik rutininden caymadan, biz insanların kaprislerine aldırmadan mevcudiyetini koruyor. Şu rengi kaçmış deniz hiç usanmamış belli ki. Kayalıklar onları ilk gördüğü günkü yerlerinde durmakla sürekliliğin ehemmiyetini hatırlatıyorlar. Zihninde yetişemediği yerlere ve birilerine karşı vicdanını sorgularken, dengesini korumak uğruna nice performanslar sergiliyor, gülümsüyor ve tanınmadığı bir mecra bulduğuna emin olduğunda gözlerini kısarak ağlamak istediğini düşünüyordu. Durup durup sancılanmasına tek izah, bitimsiz uğraşlarına rağmen aydınlanmamak için ayak direyen içindeki karanlıktı. Aklı, yıllar sonra akarsuya karışan göl kadar şaşkın, bildiği yoldan çıkmış, dört bir yanda.. Duymak istemediği cümlelere verilmek üzere seçilmiş makul cevaplarla dolu.Devamlı açıklarda olmanın telaşında, kıyıdaki ışıkları izleyerek yorgun düşmesi, çabalamasına engeldi belki.