I need to believe that something extraordinary is possible.
----------------------------------------
Böyle böyle boğazımda, kurumuş
yaprağın kumaştaki tutucu kalıntısı gibi ellerimde, güneşin bahar sabahı
ısıtmaya ısıtmaya var olması gibi tenimde tedirginlik. Dört yol ağzında, çok
uzaklardan gelen yolların kavuştuğu kavşakta, patikanın onlarca patikaya
açıldığı sapakta tabelasız ve haritasız kendimden emin kalmaya, ayaklarıma
bakıp 'bunlar benim ayaklarım' demeye, sesimi içime sindirip kalbimi öğütmeden
sözünü dinlemeye gayretliyim. Çember daralıyor diyorum da boşa değil. Önün, arkan, sağın, solun sobe diye kulağıma haykırıyorlar. Bu sesler öyle tanıdık ki..
Açıklarda dalgalı bir denizin ortasında,
ayaklarım kuma değmezken ve yıldızlar, güneş, ay yokken tepemde ve bedenimi saran, gözlerimi yakan bu tuzlu suyun içinde benim dünyama ait
olmayan, ciğerleriyle nefes almayan, cisimlerini tanımadığım sayısız canlıdan
korkarken, bacaklarımı ve kollarımı ve gövdemi zarar görmekten sakınmaya
debelenirken, hayatımı ortaya koyarak çabaladığım şey: bu deryanın içinde
sürüklenmeden, dibe batmadan, başka bir canlıya yem olmadan, açlıktan ölmeden,
karanlıkta kaybolmadan olduğum yerde durmak. Bütün kaybolanlar buraya gelsin! Benim tek ödevim: kendi
varlığımdan emin olmak. Beklentim dönüp her seferinde kendimi başa
sarmak. İşte o zaman karaya çıkmak dahi mesele değil.