23 Aralık 2016 Cuma

Kış


Bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat.
B.K.

------------------

Uzun düşünme durakları vardı, tabelasız. Gözyaşının bile çorak kaldığı bir mevsimden geçiyordu dünyası. Sabrı ufalanıyor, eziliyor, her sabah yalvararak yeniden yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu. Doğrulduğu yerde görebildiği kimse yoktu. Sesine yankı verecek duvarlar bile gördükleri karşısında sessizce uzaklaşmayı seçmişlerdi. Kadın şimdi tavansız, duvarsız bir zeminde yırtıcı kuşların bakışları altında sayılı zamanını doldurmak için ruhunu esnetme gayretindeydi. Eğer diyordu, sırat varsa o da bu dünyadadır. 

18 Aralık 2016 Pazar

Tamam



bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur 
bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık 
cümlelerimi yarım beni duman eden her neyse onun adına 
S.K.


--------------------------

Akıp giden zamanın peşine takıldım. Önce günler zoruma gitti, sonra haftaları devirdim, aylar ayları çekiştirdi sonra. Ufalanıp da gidebilirdim, kaya gibi sağlam durmak Allah’tan. O bilir uzayan gündüzlerin ve doğmayan güneşin sabırla ölçülen yanını. En başından en sonuna sabır dediler hep, dişimi sıktım, elim yumruk hep. Kırılmadık bir şey kalmadı buralarda dedim ben de, taş üzerinde taş kalmadı. Yine de tamam hepsine. Ağlayan, kara saçlı bir kadının tükenen kelimelerince tamam.

---------
Koparılmış çiçeklerden hiç taç yapmamış.


23 Kasım 2016 Çarşamba

Geç miş

Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum 
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı 
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
E.C.

Eski normal günlerim vardı. Bir fincan kahve olmazsa olmaz, estetik her şeydi. Kendi kendime yettiğim, yettiğim yerinse mezarımın olduğu eski, normal günlerim. Çiçek alır, resim yapar, her ayrıntıda boğulur ve bundan zevk alır, pembe bir pencereden seyrederdim dünyayı. Seyrederdim. Yaşamaya kalkıştım şimdi. Burada oksijen az. Ciğerlerim zirveye ulaşan dağcının ciğerleri kadar zorlanıyor. İdmansızım. İzlediğim filmler, yaptığım yemekler, çektiğim yüzlerce fotoğraf vardı. Hepsi benim izole dünyama ait küçük mutluluklardı. Şimdi hepsi karşıma geçmiş el sallıyor. Nasıldı diyorum yeniden yaşamak, nefes almak, zevk almak, zorlanmadan bir şarkıyı dinlemek, en basit mutlulukları tekrarlamak. Artık hepsi bitti. O cam kürenin içinde kaldı hepsi. Kırsam işe yaramaz. Kırmasam işe yaramaz. Kendime yeni bir dünya kurmalıyım. Tüm kayıplarımın çetelesini yok edip, geleceği inşa etmeliyim. Ödünç yaşadığım bu hayattan bir an evvel sıyrılmalı, kendi kendimi inşa etmeliyim. Bunun adı gereklilik kipi. Merhaba.

21 Kasım 2016 Pazartesi

D ur


durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya 
S.K.

Zor günlerin tutuşup küle dönmesi için yangınlar çıkartıyorum. Nafile. Çıktığım yolda taş üstüne konan taşı alıp kendi başımı yarıyorum anca. Aralanan bir kapı gördüm mü kendimi eşiğe atıyorum ama yol beni başa sarıyor. Bozulmuş bir plak gibiyim. Takıldığım yer en tiz sesimi yükseltirken, yalnızlık üzerime üzerime yürüyen bir atlı oluyor. Kaçacak ayaklarım yok. Sesim var, sözüm var, ayaklarım yok.

Kimse kimseyi anlayamaz. Ancak çok yakından bakabilir.

2 Kasım 2016 Çarşamba

O da


zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya 
S.K.

Yazmazsam ölürüm diye abartacak yerdeyim. Sonbaharı atlayıp kışı yaşadığım bu iklimde ellerim soğuktan değil çaresizlikten titriyor. Mutlak bir gerçeğin tam göbeğindeyim. O gerçek ki iplerin en ince noktasında konuşlanmış sırıtıyor. Ben def ettikçe üzerime hücum ediyor. Zaman gerçeğin de ilacı olur mu? Kırık bir kaburga gibiyim bir türlü kaynamayan. Battıkça batıyor yaşanan ne varsa. Zaman diyorum ilacı mı cevaplarını bilmediğim, süründüğüm, kıvrandığım bu uzun soluklu soruların. Kapısız bir odadan selam olsun. Şimdilik.



25 Ekim 2016 Salı

Buz


Allah'ım, Allah'ım bana yeni kelimeler, bana bir parça uyku, bana bir parça cesaret, bir parça senin ruhundan üfle. Allah'ım bana da bir inşirah.
T.T.

Nereden başlayayım söze. Hem söz mü kaldı. Buz kestim. Susma vakti diyorum kendime, dilim kanıyor. Dilimi paramparça eden sözler duyuyorum, ne söylesem ölü bir kuşun leşinden farksız. Yüreğim nasır değil henüz bilinsin. Yüreğim ölü bir kuşun yüreği kadar halsiz. Kaygan bir zeminde kendimi ayık tutmaya çabalıyorum. Ağlamamak imkânsız, gözyaşları isabet etmiyor bu kez. Benim kalbim nasır değil diyorum içimden yüzlerce kere. Çok uzak bir yere savruluyorum. 

21 Ekim 2016 Cuma

Deri n


Sırt üstü kıvranan bir böcek hayal et. Ayakları zemini ararken antenleri kırılan.


Kadın kendini bildiği günden beri yüzeyden çok derinde bir yerde yaşıyordu. Bütün canlılara birer siluet halinde bakıyordu aşağıdan. Ama yine de iyiydi burası. Tanışıktı, alışıktı. Kendince cevapları vardı sorulan sorulara, bitmeyen baş ağrıları bir de. Ama şimdi sırt üstü kıvranan o böcekten farksızdı hali. Daha derini gördü, daha derine gitti. Kadın burada nasıl nefes alınır bilmiyor, oksijen sandığı her zerre ciğerine saplanıyordu. Başaramamaktan korkmak bir yana bu derinliğin güzelliğine karşı yetersiz kalmaktı onu ürküten. Kadın anlayamıyordu. Kadın boğuluyordu.

bu yazının şarkısı yoktur.

16 Ekim 2016 Pazar

Z aman


diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
S.K.

Burada çürüyorum. Dallarım köklerinden hesap soruyor. Gözyaşından olma bir selin içinde kalmış fidanım ben. Sabır, zaman, sabır, zaman. Mütemadiyen bunları duyuyorum. Köklerim yorgun. Köklerim sabır ve zaman dilemekten çok yorgun. Bırakamıyorum.

8 Ekim 2016 Cumartesi

K ara




insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında. ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
Bana Bir Şeyhler Oluyor


Çok yağmur yağıyor ve benim kanatlarım kendilerini taşıyamayacak kadar ağırlaştı. Düşmedim. Evet uçuyorum ama bilmediğim bir gök burası. Bildiğim her şeyi ardımda bırakıp sevmediğim bu şehre geldim. Kitaplarım, rutubet kokan merdivenlerim, bozuk kaldırım taşlarını, garip sesli o kuşu, kendimi özgür hissettiğim tüm o yolları ve insanları bırakıp, kuru, kapkara, yalnız ve uyuyan bir şehre geldim. Tarihe geçsin. Sudan çıkan balık yaşar mı? Düşmemiş kuş nasıl hala uçmaya devam edecekse bu balık da burada yaşamayı öğrenecek. Çıkarı yok.

1 Ekim 2016 Cumartesi

Dayan


Suya hasret çöllerde beyaz güller biter mi?

Göğüs kafesini önce mengenede sıkıştıran, sonra dipsiz sularda boğan ardından ayazda bırakıp donduran, ciğerine kadar işlemiş bir şarkının tesirindesindir. Durmadan titrersin, duduramadan titrersin. İçindeki fırtına kör kurşunla dinmez çünkü. Gözlerin ağlamaktan, dudakların konuşamamaktan şişmiştir. Bütün bedenin, kalbine odaklanmış acısına üzülürken uykusuz geçen gecelerin sayısı artmakla kalmayıp gündüzleri de uzatmaktadır. Uzayan gündüzler ve uzayan geceler vardır artık. Kalbin gücünü korumaya çalıştıkça dışarıdaki kıyamete yenik düşmekten korkar.. Bu kadarı fazla dersin, bu kadarı çok fazla. Duyduğun son ses, kendine iyi bak. 

---------------

Ne olur dayan..

29 Eylül 2016 Perşembe

Tünel


Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.
S.P.

Gözlerimi sımsıkı yumduğumda görünmez olduğumu sandığım zamanlar vardı. Gerçeği inkar etmenin romantik bir yolu. Oysa gerçek hiç romantik değil. Katı, bükülmeyen bir hammadde, hem de bulaşıcı. Onun karşısında tek yapılması gereken sakin kalmak. Paniklediğin anda seni yutan bir karadeliğe, yıllarca zindanda aç kalmış yedi başlı bir ejderhaya dönüşüyor. Kaldı ki ömrünü dört duvarla geçiren biri için realite içinden çıkılamayan, çıkılamayacağına inandırılmış korku tünelinden başkası değil. Sakin kalıp bu tünelden çıkmam gerek. 

24 Eylül 2016 Cumartesi

Not


Kendimi koşu yolu olmayan bir dünyada yaşayan bir yarış atı gibi hissediyordum.
S.P.

Boğulmasan da santim santim, yavaş yavaş boyunu aşan sular tarafından çepeçevresin. Nereye uzansan şimdi kendine değiyorsun. Yapayalnızlık. Şunu iyi bilmen gerekir ki bazen sular altında kalır ve bundan kaçamazsın. Burun deliklerin saniyelik kıpırdanışlarla yüzeye çıkıp hayatta kalabilmen adına kirlenmemiş hava solumak için kıvranıyorlar. Gensizini yakan bir tadı var bu suyun. Aysız ve yıldızsız bir geceye hapsolduğun için suyun rengini bilmiyorsun. Çığlığa dönsün istediğin kelimeler suya usul usul hava kabarcıkları olarak yayılıyor, ziyan oluyorlar. Nereye dönsen kendine değiyorsun şimdi. Burası ıslak ve tenha. 

Ama diye sesleniyor, bir kulaç daha diyor için, gayret.. Kopsa da kolların, ciğerlerine sular dolsa da, nasıl ve ne zaman geldiğini bilmediği yarı bataklık, kuşların dahi üzerinden uçmadığı bu gölden çıkacaksın. Zor. Ama imkansız değil.

20 Eylül 2016 Salı

S oluk



Yalvarırım beni dünyaya bulaştırma.

Kalbim delik. Zayıflığını görmezden gelebilir olsun der güçlenmesini beklerdim belki. Ama benim kalbim delik. Durulmayan bir kafa diyorlar adıma. Her gün bir başkası gıyabımda, derimin dışında, gözlerimin bile değmediği yerlerde isimler koyuyor bana. Ben diyorum ki hayır benim kalbim delik. Bütün hikayem bu.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Koridor


beni siz yarattınız ben sizin kıymetli eşyanız
eriyip çığlığa dönüşen
S.P.

Görüntüler de sesler de bulanık. Var diyemeyeceğim kadar yoklar. Hatırımda silik bir akşamüstünden döküntüler var. Enjektörler, cırt cırtlı perdelerin kapanma sesleri, naylon bardaktan taşan suyun yere dökülürken yarattığı huzursuzluk, sigara dumanının havalandırmadan taşan kısmı, son telefon görüşmeleri, koridor boyunca omuzları yerde yürüyenler, uyku hapları.. Daha sayarım ama ne gerek var? Yaşananlar bir kibrit kutusunda artık. Ve ben ilk yangında can vereceğim. Yardım edin; demek isterdim. Demeyeceğim.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

İnkar


Tutulamayan yaslarla çepeçevreyiz. Yaşamaya devam ediyoruz diyemeyeceğim. Çünkü herhangi bir şey devam etmiyor. Geride bir sürü tepki verilmeyen, kabullenilmeyen, sebebi sindirilmemiş, usulüne uygun gömülmeyen gerçek artığı bırakıyoruz. Devam filan etmiyoruz. Patinaj çekiyoruz.
G.Ö

Bu nasıl mümkündü? Nasıl çıkacaktı bu kadar iç içe geçmiş onca gerçeğin içinden? Kalbi dayanamayacağını söylese de aklı belli belirsiz sağlıklı bir varış noktası olduğunu zikredip duruyordu. Ama sonra yeniden dalga vuruyor alabora olan bir ceset gibi suyun dibine bile batamadan şişmiş ve kokuşmuş vaziyette kalakalıyordu. Hayatının en zor günleri olsa gerekti bunlar. Ve elbette geçecek bu günler tesellisinin bir işe yaramadığı, çünkü geçerken anlam bütünlüğünü dahi koruyamayan bir zihni yönetmenin zorluğunu yaşayan biriydi. Hafızası sürekli oyun oynuyor, sağlıklı olanla olmayan arasında sisten bir perde geriyordu. Şimdi çok fazla mesele vardı. Şimdi sel akmış kum kalmıştı.

dinle.

29 Mayıs 2016 Pazar

Z emin


I need to believe that something extraordinary is possible. 

----------------------------------------

Böyle böyle boğazımda, kurumuş yaprağın kumaştaki tutucu kalıntısı gibi ellerimde, güneşin bahar sabahı ısıtmaya ısıtmaya var olması gibi tenimde tedirginlik. Dört yol ağzında, çok uzaklardan gelen yolların kavuştuğu kavşakta, patikanın onlarca patikaya açıldığı sapakta tabelasız ve haritasız kendimden emin kalmaya, ayaklarıma bakıp 'bunlar benim ayaklarım' demeye, sesimi içime sindirip kalbimi öğütmeden sözünü dinlemeye gayretliyim. Çember daralıyor diyorum da boşa değil. Önün, arkan, sağın, solun sobe diye kulağıma haykırıyorlar. Bu sesler öyle tanıdık ki..


Açıklarda dalgalı bir denizin ortasında, ayaklarım kuma değmezken ve yıldızlar, güneş, ay yokken tepemde ve bedenimi saran, gözlerimi yakan bu tuzlu suyun içinde benim dünyama ait olmayan, ciğerleriyle nefes almayan, cisimlerini tanımadığım sayısız canlıdan korkarken, bacaklarımı ve kollarımı ve gövdemi zarar görmekten sakınmaya debelenirken, hayatımı ortaya koyarak çabaladığım şey: bu deryanın içinde sürüklenmeden, dibe batmadan, başka bir canlıya yem olmadan, açlıktan ölmeden, karanlıkta kaybolmadan olduğum yerde durmak. Bütün kaybolanlar buraya gelsin! Benim tek ödevim: kendi varlığımdan emin olmak. Beklentim dönüp her seferinde kendimi başa sarmak. İşte o zaman karaya çıkmak dahi mesele değil.

13 Mayıs 2016 Cuma

K ayıp



O kadar haklısın ki, dayanamıyorum buna. 
T.
------------------------------------

Bedenim hiç bu kadar ağırlaşmamıştı, dudaklarımı aralamam saatler alıyor. 

Bir insan olarak geldiğim yeryüzünden, bir böcek olarak ayrılıyorum. Kendime körüm. Kör bir böceğim. Muşambanın üzerinde sağa sola antenlerini uzatarak tıkırtılar çıkarta çıkarta yürüyen, yürüdükçe bir şey yaptım sanan, sandıkça körleşen, körleştikçe zeminde çıkarttığı sesleri takip eden, takip ettikçe körleşen, körleştikçe körleşen.. Tüm körlüğüyle gerçekliği paramparça edip, her bir uzvunu tek tek kopartmak isteyen, ezilip yok olmaktan çekinmeyecek çaresizliğe eriştiğinde kendini yine kendine kör kaldığı için tüm yaşamı boyunca yana yakıla aradığı ve bulduğu gerçeği yok eden bir kadının süratle savurduğu arabasının geçtiği asfalta bırakan bir böcek.

Çünkü yokluğa kavuşmanın hakkını teslim etmesi gerek. Mezar kazmayın, kalbinizde de yaşatmayın, tüm karanlığı bana yıkın ve perde kapansın. 

Şimdi ister dursun, ister dönsün dünya.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Y ok


anne ben geldim dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
A.E.

Beni soracak olursan, gerçek bütün sınırlarıma dayandı. Bacaklarım titrerken koşmak zorundayım. Beni soracaksan eğer kendini üç adım uzağımda bırak. Artık bir başkasına ait gerçeği taşıyamayacak, gördüklerimin boğazıma dolandığı, kendimle beraber her sevdiğimi savurduğum, yapamayacağım dediklerimin yaptıklarımı çoktan aştığı, annemin yanlış kız doğurduğu, sesimin sözümü açamadığı, babamın Allah'a sığındığı yerdeyim. Kesik kesik öksürükler hıçkırığa, sebep olunanlar sebep olanlara, tüm duygular suçluluğa karıştı. Buradan sağ çıkarsam eğer, beni öldürün.

dinle.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Z aman


Evine ancak yolunu şaşırarak gelebilen biri. Her defasında başka bir yol bulmak zorunda.
E.C.

--------------------

Yirmi dört saat gözetim altındayım. Uykum uyku değil. Gözlerimi yumarsam eğer, kaybederim. Güvercin tedirginliği, üzüm buğusu. Nefesim ensemde, iki elim yakamda. Bilincim mütemadi bir uyarılmışlıkla günleri soluksuz birbirine bağlıyor. Gözlerim tavanı tararken bilmem kaçıncı sefer, düşüncelerimin yavaşladığını hissediyorum. Meğer ve sanki arasında yaşıyorum günlerdir. Zaman hiç böyle ağırlaşmamıştı diyorum hayretle. Günlerim hayretimi dizginleyememekle geçiyor. Günler uzuyor, bahar zoruma gidiyor. 

İçine bütün bu yalnızları sığdırabilecek kadar büyük bir şehirde usul ve ufak adımlarla yürümek dakikaların teker teker geçtiğini her saniye vuruşunda hissetmek demek. Zaman, altında debelendiğim, altında kıvrandığım bu yükleri oluruna bırakamayacağım kadar ağırlaştı. Durdu. Ben de durdum. Ama arabalar durmadı, beklentiler durmadı, kapıyı çalan postacı durmadı, dolapta sebzeler durmadı. Ben durdum da. Kimse benimle durmadı. Bir hikayeyi yeniden yazmaya çalışıyorum şimdi. Gözlerimden başlayacağım. Tırnağını etine geçiren bir masal insanıyım ben. Kahraman olmak istemedim.

------------------

sular bulanmadan durulmaz. iyi yolculuklar. kendine sahip çık. senin için seviniyorum. kendine sahip çık. kendine sahip çık. kendine sahip. kendine.


19 Nisan 2016 Salı

T uzak


Serseriliğe, insanlara, toprağa meylim var. 
T.U.

Pes etmeye öyle yakınım ki, teptiğim yol gözümde büyümüyor. Koşup kaçacak ayaklarım kırıldı, gözlerimi kapatamıyorum göz kapaklarım yırtıldı.

3 Nisan 2016 Pazar

Y ol


artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
Seyyidhan K.
---------------------------------------------
Gözümü kapadığımda görünmediğimi sandığım, gözümü kapadıkça karanlıkta yol bulmaya kabiliyetlendiğim, gözümü sımsıkı kaparsam aydınlığı yok ederim diye diye durmadan yürüdüğüm uzun soluklu bir yoldan geliyorum. Hiç bitmeyecek mi diye sayıkladığım, her gün kendimi karanlıkla ışığın dengesinde tutmaya tüm gayretimle çabaladığım, her nefesi yoruldum diye alıp, her nefesi bu hiç bitmeyecek diye verdiğim bir yoldan geliyorum. Geçtiğim yol zor, vardığım yer zor. Gözleri oyulmuş, kulakları sağır bir yarasa kadar yönsüzüm. Önümde derin bir uçurum. Önümde derin, çok derin bir uçurum. Buradan atlayacağım.. Bu kesin.

27 Mart 2016 Pazar

Kim


kim tanır beni, şaşkınlığım olmasa
bağırıp duruyorum denizin ortasında,
su buradan ne kadar uzakta..
İ.T

Kimsenin kimseyi kandıramayacağı bir yerden geliyorum. Tüm zannettiklerimden sıyrılıp çırılçıplak kaldığım bir yerden. Bunca zaman hep yanlış eşikten kendime seslendim de şimdi sesimin bile çıkamadığı bir yer. Cevapsızlığını kanıksadığım sorulara, her solukta kamçı gibi göğse çarpan, çarpan, çarpan bir soruyla yanıt bulduğum bir. Dürüstlük de acıya dâhil. Sarsıla sarsıla ağlamak. Gözyaşsız ağlamak. Şu merdivenlerin başında durup da ağlamak. Şimdi ben kendimi nereye koyacağım, nerede dursam kendime yakışacağım diye diye içimi kuruttuğum bir yerden geliyorum. İçimde yıllarca söylenmekten pörsümüş, maksadından şaşmış tüm kelimeleri son kalan gücümle dağıldıkları yerden topladım. Bugün tüm anlamsızlıklarıma anlam bulduğum yerden geliyorum. Artık beni aramayın.


5 Mart 2016 Cumartesi

Yama ç


Benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.
B.K.

------------------------------

Korunmasız kaldıkça, dik yamaçtan içime yuvarlanan bir çocuğum var. Güçsüz olduğu kadar çirkin. Bu benim suçum değil. Dilini bir kertenkeleden ödünç almış, pürüzlü. Konuşmaları kesik, sözcükleri sessiz harfler. Ne dese anlaşılmaz, nerede dursa yakışıksız. Uçurumun uzunluğu yıllarca. Düşülen kuyu yıllarca. 

Bir günü kendi rahminden söküp çıkartan kadının çocuğu. Uykunun kadifesine, süresiz sessizliğe muhtaç. Tepetaklak yuvarlandığı çukurdan bakıyor. Beni hiç sevmiyor. Işığın etinden süzüle süzüle geçtiğini, havanın ciğerini nasıl da şişirmediğini görüyorum. Daha çok küçüktün çocuğum. Ne var ki ölüler duymaz.


23 Ocak 2016 Cumartesi

Yersiz



20 yaş. Yataklı Ankara-İstanbul treni ağıt ağır kalktı. Tanımadığım herkese el salladım. Odama yerleştikten sonra tek kişilik yataklı vagonumun camını indirip dışarıya baktım. Gecenin içinde, yıldızlar gibi tek tük ışıkları parlayan ıssız kasabalar, köyler, yapayalnız gezinen köpekler gördüm. Sonra bu hüzünlü bozkır manzarasını bir daha hiç unutmamak üzere derin derin içime yazdım. 
E.C. 

Nereye dönersen dön hep aynı buruk tat sızlayacak dilinde. 
N.Y.

---------------------------------------

Gözyaşlarıyla yalvarıyor, dövünüyor, diz kapaklarında kumlu yaralar açıyordu. Derisinin altına doluşan, damarlarını kağıt kesiği gibi kibarca yırtan incecik kumlar. Nerede durması gerektiğini sorgulamaksızın yaşamını sürdürebileceği bir yer yoktu. Ayrılığın ve kavuşmanın aynı kaos duygusu yaratması, oldu bitti yabancıladığı bu zoraki yeryüzü saçmalığının katlanarak anlamsızlaşmasına yol açıyordu. Yakarışının mahiyeti, kabiliyetinin çok üstündeydi. Açık denizde kapıldığı girdabın savrulmasına müsaade etmeyen çekim merkezinde kıpırdamadan durması şart bir ümitsizdi. Ölmeden evvel ölünemeyeceğini biliyordu artık. En ufak bir devinim ile ufalanacaktı. İsimsiz balıklara yem olacaktı. Derinliğini bilmediği bu sularda hayatta kalmaktan yorulmuştu. Çok yorulmuştu.

19 Ocak 2016 Salı

Araf


Sapsarı, güz kokulu, yanık sümbül gözlü bir kızdım
Daha sapsarı, daha güz kokulu, daha yanık sümbül gözlü bir kadın oldum
Yaşamın huyuydum artık
Edip Cansever

Hava yalnızca ben soludukça sivrile sivrile kristalleşiyor ve kan doluyor ciğerim. Kimse görmez; ağzımdan ip gibi sızıyor. Henüz yeni başladık diyor Drillou; üzerime hızla kapaklanırken sesimi çıkartamıyorum. O, gökyüzünün şeytanı. Bana göğün ışıktan sıyrılıp, karanlığa gömülmesinden bahsediyor aynı anda üç dilde. Güneşin kaçışından. O ağdalı, korkunç alacalıktan. Hiç zifiri karanlığa erişemeyecek gibi ağır ilerleyen fakat her gün bir önceki günlerin devamıymış hissiyle yıllardır dehşet yaratan. Herkes telaşla evine koşarken benim koşacak hiç bir yerimin olmayışından bahsediyorum O'na. Gülüyor. Acıdığı bariz, yarı anlaşılır imalı sözleriyle gözden kayboluyor.

Yalnızım.

Güneş batarken hep beş yaşımdayım. Zamanın pimi ben oradayken çekilmiş ve yazık ki patlayan bir şey yok. Hala. Korku, korku ve biraz korkuyla yıllardır kurtarılmayı beklediğim karanlıkta ciğerimdeki kanla boğuluyorum. Ve şimdi ne çocukluğuma ne de bugüne ait bir hayaletim. Fısıldıyorum: Benimle kal, bulamazken kendimi.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Yoktur


ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar. Y.E.


Neden? Çünkü ikindi kuşları kadar tedirginim. Beni anlamak için kaldırıma, başında kendine kadar bir bulutla ıslak içinde oturan kadını hatırla. Turuncu sokak lambasının ışığında pişmanlık çeke çeke ölen. Adını unut ama yüzünü hatırla. Konuşmaktan dili pörsümüş, gözleri kan çukuru kadın. Anlatabilseydi eğer teker teker her şeyi, çürümenin hızını yavaşlatacaktı. Anlatamadı. Ucunu tutamadığı kelimeler ve üzerine sinen bir garip tavırla hep kaçtığı hatanın içine düştü, orada öldü. Yakın ilişki diye bir şey yoktur dedi en son. Olan ve olmayanı anlatamayan kadın da artık yoktu. 

Susku en çok buraya yakışacak. 

dinle.